Ben artık yetişemiyorum bu hıza. Hayatımda öyle çok değişiklik oluyor ve o kadar hızla gerçekleşiyor ki ben kendim takip edemiyorum. Başkalarına anlatabilmek, yazabilmek en kötüsü de içine sindirebilmek mümkün değil. Çok açken büyük bir hızla yenen hamburger gibi. Ne doyduğunu hissedebiliyorsun ne de midendeki kitleyi ve hissettiğin rahatsızlığı yokedebiliyorsun.
öküz'ün artçı sarsıntıları sanırım artık şiddetini düşürerek ancak gereğinden fazla sıklaşarak devam ediyor. Diyorum ya ben kendim bile yetişemiyorum. Ahmet sendromunu nasıl atlattım gerçekten bilemiyorum. Birşey oluyor ve birden kendimi kelimenin tam anlamıyla gaza gelmiş olarak bulup o sıralar canımı sıkan her kim ya da her neyse onu başımdan atıveriyorum. Sonrasında ise ne gam ne keder, taa ki yeni bir dert edininceye kadar. Artık bu yeni dert aileden birisi mi olur, tez mi olur, iş mi olur aşk mı olur belli olmuyor. Ancak her ne olursa olsun aşk hepsine refakat ediyor sağolsun.
Ciddi bir sorun var artık galiba. Galibaymış!!! Bal gibi biliyorsun işte başın belada. Tehlike çanları senin için çalışyır kızım Zeynep. Şu Candaş'tan bir an önce kurtulmam gerekiyor. Bağlanıyorum yavaş yavaş. Olmaz ki böyle. Hayır anlamadığım şey nasıl her seferinde bu kadar çok laf bulabiliyorum. Ya da bulabiliyoruz. Her gün böyle sonlanmak zorunda mı? Hayır ne bekliyorum acaba? Bağlan Zeynep bağlan. Bir bu eksikti. Bunu hiç denememiştin ya bu da olsun değil mi ama! Gerizekalı olma bu işin dönüşü yok, şakası yok. Bunu yapamazsın. Prensiplerine ne oldu kızım senin? Sana ne oldu? Öküzün etkileri azalmışmış. Buyrun buradan yakın !!!
Hadi Candaş'ı geçtik ya o Raşit ne oluyor! Hiç mi aklın fikrin kalmadı senin. Gözün görmüyor mu. Ama maaşallah kulakların iyi işitiyor Zeynep. Göz var izan var. Zavallı Berna yönlendirdiğim fotogtaf ve videolara baktıktan sonra bir süre kendine gelememiştir herhalde. Her zaman ki gibi kibarca beğenmediğini belirtti. Bense çok ciddiyim canım bu konuda. Fazla didiklemeyeceğim. Eğer istediğim şefkat ve saygıyı gösterirse bana tamam diyip evlenip gideceğim. Sevgi nasıl olsa olurmuş. Ben zaten aşık da olurmuşum hemen. Hiç sorun yok değil mi Zeynep. Varsın uymasın arkadaşlarıma. Saygı duysun yetermiş. Ailelerden hiç bahssetmiyorum bile. Dinlediğin müzik bile farklı dünyalardan. Var ya kızım sen bu Candaş'ı da bu yüzden beğeniyorsun. Bak iki lafına karşı çıksın sert sert nasıl oluyormuş görürsün. Bir saygı ve sefkat manyağı oldun çıktın.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de Noel Baba çıktı yine geçen yılbaşında da olduğu gibi. Neyse onu da sonra anlatırım.
Noel, Candaş, Raşit, Ahmet, Öküz var mı başka? Neyse ki son ikisini yok sayabiliyorumen azından şimdilik.
NOT: Dejavu Noel içindi ama yoruldum yazmaktan.
Salı, Aralık 27, 2011
Salı, Aralık 20, 2011
Hoşçakal Candaş
Ne çabuk "hoşçakal" diyeceksiniz şimdi değil mi? Bundan sonra böyle işte. Bazı şeylerin esrarengiz kalması daha iyiymiş. Yalanla başlayan birşeyin sürmesine gerek yoktur. Hele ki ard niyetli olmaya uygun bir yalansa hiç düşünmemek gerekir. Oysa ki Candaş sen ilerlemiş yaşınla, olgunluğunla, bilginle, tecrübenle bana ihtiyacım olan şevkati verebilecek yegane kişiydin belki de. Belki de ben öyle olsun istemiş öyle hayal etmiştim. Ama sen de kocaman bir yalanmışsın. Artık neden şaşırmıyorum acaba. O kadar yoruldum ki. Yoksa bunu da senin yanına bırakmazdım Ahmet ve Mehmet'e ya da diğer dumb&dumber vakasında yaptığım gibi. Sadece tecrübenden yararlanmaya yönelik çalışmalarda bulunabilirim. Yoksun artık benim için ama bunun nedenini asla bilemeyeceksin. Belki söylediğin yalandan sanacaksın ama o yalanın öyle farklı bir yerinde ki neden, bunu bulabilmen daha doğrusu düşünebilmen mümkün değil. O güzelim bir çift göze hiçbir şey olmasın yeter. HOŞÇAKAL!! (Artık bunu yazmak hiç zorlamıyor beni.)
Pazartesi, Aralık 19, 2011
Yine ne oldu?
Gerçekten anlamıyorum. Bana birşeyler oldu. Hiç birşey yapmak istemiyorum. Sadece oturmak, uyumak, yemek yemek,televizyon seyretmek ve sürekli internette olmak. Sorun nedir anlamıyorum. Herşeyi yapacak enerjim, zamanım herşeyim var. Bense sadece oturup zorunlu olarak yapmam gerekenleri yapıyorum.
Çok hırpalandım sanırım. Zaten dibe de vurdum. Yüzeye çıkmaya çalışıyorum sanki. Yavaş yavaş dibe inmişim demek ki çıkmak da uzun sürüyor.
O noktanın hangi an olduğunu da biliyorum üstelik. Hatta o anı yaşarken bile biliyordum. Bilinmeyecek gibi değil ki. Dibe vurduğum an: Ahmet'in kollarında Ahmet'e deli gibi aşıkken Öküz için ağladığım andır. Bunu o zaman da hissetmiştim. Üzerinden bir haftadan fazla zaman geçti. Hala defalarca aynı anı yaşıyorum. Çok iyi rol yaptım. Ahmet'i kendi taktiğiyle püskürttüm. Kafasını allak bullak ettim. Hem Ahmet hem de Mehmet şimdi ne düşüneceklerini bilmiyorlar bu konuda eğer düşünüyorlarsa tabii. Bernayla bunun yeni bir dumb&dumber vakası olduğuna karar verdik.
Bir de hayatıma girmeye başlayan candaş var ki onu kimseye anlatmayı düşünmüyorum. Hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Zaten birşey olmayacağını da biliyorum. Ama büyük bir zevk işte onunla yazışmak. Kimbilir belki de bu aralar beni kimse ciddiye almadığı ve sadece o beni ciddiye aldığı için hoşuma gidiyordur. Belki de biraz saygı ve şefkate ihtiyacım vardır. Umarım candaş bunları bana verebilir.
Ben ne yaptım kendime? Nedir bu halim? Asıl önemlisi ise daha ne kadar sürecek?
Çok hırpalandım sanırım. Zaten dibe de vurdum. Yüzeye çıkmaya çalışıyorum sanki. Yavaş yavaş dibe inmişim demek ki çıkmak da uzun sürüyor.
O noktanın hangi an olduğunu da biliyorum üstelik. Hatta o anı yaşarken bile biliyordum. Bilinmeyecek gibi değil ki. Dibe vurduğum an: Ahmet'in kollarında Ahmet'e deli gibi aşıkken Öküz için ağladığım andır. Bunu o zaman da hissetmiştim. Üzerinden bir haftadan fazla zaman geçti. Hala defalarca aynı anı yaşıyorum. Çok iyi rol yaptım. Ahmet'i kendi taktiğiyle püskürttüm. Kafasını allak bullak ettim. Hem Ahmet hem de Mehmet şimdi ne düşüneceklerini bilmiyorlar bu konuda eğer düşünüyorlarsa tabii. Bernayla bunun yeni bir dumb&dumber vakası olduğuna karar verdik.
Bir de hayatıma girmeye başlayan candaş var ki onu kimseye anlatmayı düşünmüyorum. Hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Zaten birşey olmayacağını da biliyorum. Ama büyük bir zevk işte onunla yazışmak. Kimbilir belki de bu aralar beni kimse ciddiye almadığı ve sadece o beni ciddiye aldığı için hoşuma gidiyordur. Belki de biraz saygı ve şefkate ihtiyacım vardır. Umarım candaş bunları bana verebilir.
Ben ne yaptım kendime? Nedir bu halim? Asıl önemlisi ise daha ne kadar sürecek?
Perşembe, Aralık 01, 2011
Çok merak ediyorum ;)
Bugün günlerdir süren sessizlik ve durgunluk tuhaf bir şekilde son buldu. Zorunlu olarak hayatıma hareket girdi. (Gerçi dün de böyle zorunlu bir hareket olmuştu. Söz verdiğim için gitmek zorunda kalmış ve makyajsız, gayet pis ve pespaye de olsa doğum yapmak üzere olan arkadaşıma gittim dün akşam Bernayla. Ama dönüşte hayatımdaki hareketsiz durum devam etmişti.) Yurtdışından gelen annemin kuzenini görmeye gittik. Sonrasında da biraz daha kendime geldim. En önemli gelişme de kendime acımayı bırakmış olmam.
Yalnız aklıma takılan bir soru var bugün. Sadece onu düşünüyorum. Ahmet sen biliyor musun acaba? Ama şimdilik bilemezsin. Bugüne dek zorunluluktan ötürü birlikte yatmak zorunda kaldığım kız arkadaşlarım dahil hiç kimsenin yanında rahat, deliksiz ve huzurlu bir uyku uyuyamadım ben. Acaba seninle o özlediğim uykuya dalabilir miyim? Buna takıldı aklım. Ve nedense senin yanında yatarken çok rahat uyurmuşum gibi geldi. Çok saçma değil mi? Zerre kadar güvenmediğim birisinin beni huzura kavuşturacağını düşünmek.
Aman zaten hayat saçma!!
Yalnız aklıma takılan bir soru var bugün. Sadece onu düşünüyorum. Ahmet sen biliyor musun acaba? Ama şimdilik bilemezsin. Bugüne dek zorunluluktan ötürü birlikte yatmak zorunda kaldığım kız arkadaşlarım dahil hiç kimsenin yanında rahat, deliksiz ve huzurlu bir uyku uyuyamadım ben. Acaba seninle o özlediğim uykuya dalabilir miyim? Buna takıldı aklım. Ve nedense senin yanında yatarken çok rahat uyurmuşum gibi geldi. Çok saçma değil mi? Zerre kadar güvenmediğim birisinin beni huzura kavuşturacağını düşünmek.
Aman zaten hayat saçma!!
Çarşamba, Kasım 30, 2011
Bir insanın her sözü canını acıtabilir mi hiç? Yaptığı herşey batar mı? Ahhh Ahmet ahhhh. Birkaç gündür sayfana bakmaya bile cesaret edemiyordum. Ben sayfanın üzerinde senin adını görünce bile gözlerim yaşarıyor. Islaklık önce kirpik diplerime yayılıyor sonra gözümün içine doğru birdenbire doluşuveriyor. Çenemden damlayan yaşlarla kendime geliyorum. Tabii buna ne kadar kendine gelmek denirse. Kirpik diplerimde başlayan ıslaklık sanki tüm vücuduma yayılıyor ve üzerime yapışan kıyafetler yüzünden hareket edemez hale geliyorum. Sanki kalın kışlık giyisilerle denize düşmüşüm de kıpırdanamadığım için yavaş yavaş batıyorum. Dibe doğru sürükleniyorum. Ahmet bunu nasıl yaptın bana? Ya da sen misin bunu bana yapan, yoksa Öküz mü? Ne yapacağımı şaşırdım artık ben. Elimden birşey gelmiyor bari sen birşeyler yap kurtar beni.
Peh! "kurtar beni"ymiş. Sanki çok umurundayım. En azından şimdilik ;) En iyisi uyumak.
Peh! "kurtar beni"ymiş. Sanki çok umurundayım. En azından şimdilik ;) En iyisi uyumak.
Pazar, Kasım 27, 2011
Son uyarı!!!
Bana bak AHMET seni son kez uyarıyorum!! (Muhtemelen önümüzdeki yaklaşık iki haftalık süre boyunca bunları bol bol yazacağım) Ya o melek'in aslında hiç olmadığını ilan et ya da bilmiyorum artık. Her an Mehmetle çıkmaya başlayabilirim. Amaaaan başla dersen sen bilirsin. Ama çok iyi biliyorum ki sonra çok pişman olacaksın. Olmam olmam deme benden iyi bilemezsin. Ben seni bir şekilde mutlaka pişman ederim. Çok pişman olursun!!! O melek midir her ne boksa eğer gerçekten varsa ondan bir an önce kurtul!!! Bunalıma falan da gireyim deme seni gerçekten boğarım. Aman sen bilirsin. Ben uyardım. Sonunda sen pişman olacaksın ve arkadaşını da kaybedeceksin. Çok canım yandı çünkü. Bunu senin yanına bırakırsam ben kendimi affedemem anlıyor musun? ÇOK CANIM YANIYOR!
Cumartesi, Kasım 26, 2011
Bir öküz, bir melek ve bir şair
Dayanamıyorum artık!!! Ne boktan bir hayat bu böyle. Küfretme aman sakin ol mavalları okumasın bana hiç kimse!!!
Bunların hepsinin bir açıklaması olması lazım ama ben çözemiyorum. Ahmetle ayladır süren saçma flörtöz yazışmalarımız ve anlamsız telefon görüşmelerimiz sonuncunda ilk kez ona güvenmeye başladığım şu günlerde birden bire bir melek çıktı ortaya ve onu benden aldı. O yetmezmiş gibi Ahmet kendi yakın arkadaşı Mehmet'i (ayyy isimler nasıl da çakmayım diye bağırıyorlar aman napıyım o konuda yaratıcı olup da çağrışımlarla isimler uyduramayacağım çünkü buna bile değmiyorlar gerizekalılar) bana ayarlama çalışmalarına girişti. Salak bi evet desem ikisi birden boku yiycek. Ben bu hikayeyi kaç defa daha yaşamak zorundayım. Sonu hiç değişmiyor. Hem de aynı coğrafyada yaşamak zorunda mıyım!! Sonunda hepimiz kendi hayatımıza döneceğiz işte! Yok tam buna üzülürken birkaç gün önce aslında Ahmet'in öküzü unutmak için bir bahane olduğunu öne sürüşüm geldi aklıma. Sonra Başak'ı aradım. O herşeyi bildiği için bu fikrimi pekiştirdi. Her neyse biraz duruldum. Ama o gerizeklı Ahmet'e ne yapacağımı bilemiyorum. Tam ne yapsam da canını acıtsam diye düşünürken tatatatataaa gecenin bir yarısı benim için yazılmış bir şiir gönderip ortadan kaybolan arkadaşım yine sahneye aynı taktikle çıkıyor. Yoksa hayranım mı bilemiyorum ama benim için gerçekten üzülüyor. Keyfimi yerine getirmeye çalışıyor. Başka şiirlerle süslüyor konuşmalarızı. Gecenin bir yarısı ağladığımı mı hissediyor napıyor telefon ediyor. Pamuklara sarmalıyor. Ama benim içimden hiçbir şey gelmiyor. Herşey ne kadar saçma! Bu arada karambole giden o olmasa bari. Bunun için çaba harcamaya devam etmeliyim.
Ahmeeeet var ya o melek senin azrailin olsun e mi? Canını alsın da senin toptan kurtulayım bu dertten. Amaaa dur sakın çabuk davranmasın yavaş yavaş öldürsün ki ben de keyfini çıkarayım. Bok gibi bi hayatın olsun onunla. Sonsuza kadar mutsuz bedbaht yaşa e mi? Düğün günün de yağmur yüzünden berbat olsun. Sana hayatta başarılar!!!!
Ama herşey o öküzden kaynaklanıyor. Ve birden anlıyorum ki benim dünyam öküzün boynuzlarının üzerinde... O boynuzları ben kırmaz mıyım!!! Bu kadar şiddet eğilimi beni fazlasıyla korkuttu. Hadi iyi geceler...
NOT: Her türlü küfür ve "yiycek" "bi" gibi anlamsız sözcüklerim için özür diliyorum. İçimden geldiği şekilde bırakmak istedim. Düzeltirsem sanki içtenliği gidecekti.
Bunların hepsinin bir açıklaması olması lazım ama ben çözemiyorum. Ahmetle ayladır süren saçma flörtöz yazışmalarımız ve anlamsız telefon görüşmelerimiz sonuncunda ilk kez ona güvenmeye başladığım şu günlerde birden bire bir melek çıktı ortaya ve onu benden aldı. O yetmezmiş gibi Ahmet kendi yakın arkadaşı Mehmet'i (ayyy isimler nasıl da çakmayım diye bağırıyorlar aman napıyım o konuda yaratıcı olup da çağrışımlarla isimler uyduramayacağım çünkü buna bile değmiyorlar gerizekalılar) bana ayarlama çalışmalarına girişti. Salak bi evet desem ikisi birden boku yiycek. Ben bu hikayeyi kaç defa daha yaşamak zorundayım. Sonu hiç değişmiyor. Hem de aynı coğrafyada yaşamak zorunda mıyım!! Sonunda hepimiz kendi hayatımıza döneceğiz işte! Yok tam buna üzülürken birkaç gün önce aslında Ahmet'in öküzü unutmak için bir bahane olduğunu öne sürüşüm geldi aklıma. Sonra Başak'ı aradım. O herşeyi bildiği için bu fikrimi pekiştirdi. Her neyse biraz duruldum. Ama o gerizeklı Ahmet'e ne yapacağımı bilemiyorum. Tam ne yapsam da canını acıtsam diye düşünürken tatatatataaa gecenin bir yarısı benim için yazılmış bir şiir gönderip ortadan kaybolan arkadaşım yine sahneye aynı taktikle çıkıyor. Yoksa hayranım mı bilemiyorum ama benim için gerçekten üzülüyor. Keyfimi yerine getirmeye çalışıyor. Başka şiirlerle süslüyor konuşmalarızı. Gecenin bir yarısı ağladığımı mı hissediyor napıyor telefon ediyor. Pamuklara sarmalıyor. Ama benim içimden hiçbir şey gelmiyor. Herşey ne kadar saçma! Bu arada karambole giden o olmasa bari. Bunun için çaba harcamaya devam etmeliyim.
Ahmeeeet var ya o melek senin azrailin olsun e mi? Canını alsın da senin toptan kurtulayım bu dertten. Amaaa dur sakın çabuk davranmasın yavaş yavaş öldürsün ki ben de keyfini çıkarayım. Bok gibi bi hayatın olsun onunla. Sonsuza kadar mutsuz bedbaht yaşa e mi? Düğün günün de yağmur yüzünden berbat olsun. Sana hayatta başarılar!!!!
Ama herşey o öküzden kaynaklanıyor. Ve birden anlıyorum ki benim dünyam öküzün boynuzlarının üzerinde... O boynuzları ben kırmaz mıyım!!! Bu kadar şiddet eğilimi beni fazlasıyla korkuttu. Hadi iyi geceler...
NOT: Her türlü küfür ve "yiycek" "bi" gibi anlamsız sözcüklerim için özür diliyorum. İçimden geldiği şekilde bırakmak istedim. Düzeltirsem sanki içtenliği gidecekti.
Cuma, Kasım 25, 2011
Günler amaçsızca ve hızla akıp giderken...
Bu işte bir tuhaflık var. Gerçekten! Hem zaman hızla akıp gidiyor, hem de tamamen avare ve amaçsızca geçip gidiyor. Tuhaf olan kısmı bu değil. Tabii ki arada bir zaman hızlanmış gibi gelebilir, amaçsızca rüzgarın seni savurduğu yere doğru hiç düşünmeden hiç karşı koymadan gidebilirsin. Ama sonuçta tüm bunlar bir tedirginlik, bir rahatsızlık ya da ne bileyim huzursuzluk falan yaratmalı. İşte tuhaflığın başladığı nokta da burada. Bundan hiç rahatsız değilim. Oooooh nerede akşam orada sabah misali oradan oraya plansızca sürükleniyorum. Yıllardır kendimi planlı yaşamak için o kadar çok sıkmışım ki bundan birazcık vazgeçmeye kalkıştığım anda tüm dengem şaşıyor. Hiç ortam olmadı ki benim. Her zaman en uçlarda yaşadım hayatı. Ama bu ucuna bugüne dek geçmemişim demek ki. O yüzden çok değişik gelmiş olmalı.
Güzelmiş gerçekten. Ne plan ne program! Rüzgar nereden eserse essin dünyada neler olursa olsun. Umurumda değil. Hayat bana güzel galiba gerçekten Gülçin'in dediği gibi. Gerçek ya da sahte olsun sonuçta geçen zaman keyifli. Biraz da böyle devam edelim bakalım nasıl olacak. Zaten plansız yaşayamam ki ben biliyorum ;)
Yok yok herşey yolunda. Yakında normal?!? halime dönerim nasıl olsa.
Güzelmiş gerçekten. Ne plan ne program! Rüzgar nereden eserse essin dünyada neler olursa olsun. Umurumda değil. Hayat bana güzel galiba gerçekten Gülçin'in dediği gibi. Gerçek ya da sahte olsun sonuçta geçen zaman keyifli. Biraz da böyle devam edelim bakalım nasıl olacak. Zaten plansız yaşayamam ki ben biliyorum ;)
Yok yok herşey yolunda. Yakında normal?!? halime dönerim nasıl olsa.
Pazartesi, Kasım 21, 2011
yeryüzünde saaaağlık en büyüüük varlııık en büyük varlıktır en büyük varlık!!
Çocukken öğretilen saçma şarkılar aslında belki de o kadar saçma değildir. Mesela bu sağlık şarkısı. Son iki aydır bu şarkının doğruluğuna tamamen inanmış canlı bir örneğim. İki aydır dişimden, başıma, başımdan koluma, kolumdan ayak bileğime, ayak bileğimden serçe parmağıma, serçe parmağımdan belime, belimden boynuma vs. vs. ağrımayan yerim kalmadı. Burnum ve gözümü unuttum :))) Böyle sürekli şekil değiştirirken aynı zamanda uzuv ya da organ da değiştiren bu sevimli! ağrının yanısıra kimi zaman denge sorunu, bazen işitme kaybı(bu gripten), şizofrenik saptamalarda bulunup bunlara inanmak, hiç bitmeyen uykulara dalmak ya da sabahları erkenden uyanmak, bitmek tükenmek bilmeyen bir iştah gibi çok da alışık olmadığım durumlar yaşıyorum. Nedenini tam olarak çözmüş değilim. Aslından birkaç fikrim var bu zincirleme süreçle ilgili olarak.
Tahmin 1-Şizofrenik! Kesinlikle bilinmez bir hastalığım var. Çok farklı belirtiler gösteriyor. Çok yaşamam herhalde. Ölmeden önce yapmak istediğim herşeyi şu sınırlı zamanımda gerçekleştirmeliyim.
Tahmin 2- Aldırmaz! Amaaan nasıl olsa geçer. Havalardandır.
Tahmin 3- İndirgeyici! Kesin basit bir soğuk algınlığı. Dinlenmem lazım iyileşmek için ama kendimi durduramıyorum. Şizofrenik tahmin yüzünden olmasın sakın :))
Tahmin 4- Gizemli! Vücudumdan bünyemden hayatımdan kovmaya çalıştığım şeyle ilgili bu tepkileri vücudumun. Direniyor. Ama nereye kadar direnebilir ki. Bu yeni duruma alışmak zorunda.
Tahmin 5- Psikolojik! Gerçekleştirmeye çalıştığım değişimlere bilinçaltımın da etkisiyle vücudumun verdiği değişik tepkilerden başka birşey değil bu. Ne zaman birşeyleri değiştirmeye çalışsam hayatımda hep bir aksilik olmuyor mu? Bu sefer aksiliklere izin vermeyince hazretleri -ki sevgili bilnçaltım oluyor kendileri, sağlığımı öne sürmeye çalışıyor ama nafile.
Hadi o zaman "yeryüzünde saaağlık en büyük vaaarlııık...."
Tahmin 1-Şizofrenik! Kesinlikle bilinmez bir hastalığım var. Çok farklı belirtiler gösteriyor. Çok yaşamam herhalde. Ölmeden önce yapmak istediğim herşeyi şu sınırlı zamanımda gerçekleştirmeliyim.
Tahmin 2- Aldırmaz! Amaaan nasıl olsa geçer. Havalardandır.
Tahmin 3- İndirgeyici! Kesin basit bir soğuk algınlığı. Dinlenmem lazım iyileşmek için ama kendimi durduramıyorum. Şizofrenik tahmin yüzünden olmasın sakın :))
Tahmin 4- Gizemli! Vücudumdan bünyemden hayatımdan kovmaya çalıştığım şeyle ilgili bu tepkileri vücudumun. Direniyor. Ama nereye kadar direnebilir ki. Bu yeni duruma alışmak zorunda.
Tahmin 5- Psikolojik! Gerçekleştirmeye çalıştığım değişimlere bilinçaltımın da etkisiyle vücudumun verdiği değişik tepkilerden başka birşey değil bu. Ne zaman birşeyleri değiştirmeye çalışsam hayatımda hep bir aksilik olmuyor mu? Bu sefer aksiliklere izin vermeyince hazretleri -ki sevgili bilnçaltım oluyor kendileri, sağlığımı öne sürmeye çalışıyor ama nafile.
Hadi o zaman "yeryüzünde saaağlık en büyük vaaarlııık...."
Pazar, Kasım 06, 2011
Bayram sabahı
Ahhhhhhhhhhhh ah! nerede o eski bayramlar!!! klişesi her zaman komik ve biraz da anlamsız gelmiştir. Çok doğal değil midir zaman geçtikçe, herşey değiştikçe toplumsal ritüellerin de değişmesi, günün şartlarına uyması. Herşey değişiyor sonuçta ve alışkanlıkların da değişmesi kaçınılmazdır. Ancak bu bayram sabahı, kendimi çok değil 10-15 yıl önceki bayram sabahlarını düşünürken bulunca anladım ki "nerede o eski bayramlar" klişesi değişimin nasıl olduğuna ya da değişime karşı değil sadece geri gelmeyeceğini bilse de insanın geçmişe olan özleminden kaynaklanıyor. Yoksa "değişmesin herşey eskisi gibi olsun" diye bir serzeniş değilmiş. Basit bir özlemmiş. Bu sabah özleyince anladım.
Sabah zorla erkenden kaldırılmak, bayramlık denen o her zamankinden süslü püslü kıyafetleri giymek, saçlar, makyajlar... Bunlar yine iyi. Bir de bayram öncesi var ki evlere şenlik. Şuursuzca kendini kaybederek yapılan dip köşe temizlikler, tatlılar, sarmalar, yemekler... Arife günü akşamı yorgun argın girilen banyo. Sonrası tam bir şölen. Anneannedeki büyük kahvaltı sofrası, kuzenler, dayılar, yengeler.. Herkes sağ. Herkes neşeli. Çocuklara bayram harçlıkları... Gelenlere ikram edilen tatlılar. Bitmek bilmeyen sohbetler. Kuzenlerle birlikte geçirilen sonsuz eğlenceli saatler... Akşamüzerine doğru ayrılma ve bir başka sölene yolculuk. Babannelerde daha büyük bir kalabalık. Daha seyrek görüşülse de yine kuzenlerle çok keyifli saatler. Normalde yiyemediğim kuzu etinin o karabiberli eşsiz tadı. O lezzeti başka biryerde bulamadım hiç. Bulacağımı da sanmıyorum. O kalın duvarlı evin güzel serinliği... Güzelmiş bee! Demek ki herşey zamnında yaşanıyormuş. O zaman şimdi de bugünün tadını çıkarmak ve doyasıya yaşamak gerekiyor yeni bayram sevincini, hala arayacağım gideceğim büyüklerim varken. Tatil hayat boyu yapılabilir ama bugünler geri gelmez.
Sabah zorla erkenden kaldırılmak, bayramlık denen o her zamankinden süslü püslü kıyafetleri giymek, saçlar, makyajlar... Bunlar yine iyi. Bir de bayram öncesi var ki evlere şenlik. Şuursuzca kendini kaybederek yapılan dip köşe temizlikler, tatlılar, sarmalar, yemekler... Arife günü akşamı yorgun argın girilen banyo. Sonrası tam bir şölen. Anneannedeki büyük kahvaltı sofrası, kuzenler, dayılar, yengeler.. Herkes sağ. Herkes neşeli. Çocuklara bayram harçlıkları... Gelenlere ikram edilen tatlılar. Bitmek bilmeyen sohbetler. Kuzenlerle birlikte geçirilen sonsuz eğlenceli saatler... Akşamüzerine doğru ayrılma ve bir başka sölene yolculuk. Babannelerde daha büyük bir kalabalık. Daha seyrek görüşülse de yine kuzenlerle çok keyifli saatler. Normalde yiyemediğim kuzu etinin o karabiberli eşsiz tadı. O lezzeti başka biryerde bulamadım hiç. Bulacağımı da sanmıyorum. O kalın duvarlı evin güzel serinliği... Güzelmiş bee! Demek ki herşey zamnında yaşanıyormuş. O zaman şimdi de bugünün tadını çıkarmak ve doyasıya yaşamak gerekiyor yeni bayram sevincini, hala arayacağım gideceğim büyüklerim varken. Tatil hayat boyu yapılabilir ama bugünler geri gelmez.
Cumartesi, Kasım 05, 2011
Tuhaf bir ruh hali bu
Son günlerde tuhaf birşeyler oluyor bana. Sanki sihirli bir el dokundu hayatıma. Nereden ortaya çıktığı belirsiz bir huzur çöktü hayatıma. Nasıl oldu bilmiyorum ama iyi de oldu. Yalnız bu huzurla birlikte çevremdeki insanlara davranışlarım da değişti. İlginç bir şekilde beni hayatlarından çıkarmaları için uğraşıyorum. Ama bunu can sıkarak yapmıyorum. Yavaş yavaş alıştırıyorum. Neden yaptığımı da bilmiyorum. Sözde yeni insanları da almak istemiyorum hayatıma. Ama eminim ki yeni birileriyle tanışıncaya kadar devam eder bu söylem. Nasıl olsa her kim olursa olsun yine kollarımı açarak karşılayacağım hayatıma dahil ederken.
Ama herşeye rağmen huzur çok iyi birşey. Bakalım yarın sabah da aynı şeyi söyleyecek miyim yalnız kaldığım bayram sabahında. Neden böyle yaptım bilmiyorum. Üzerine bir de hasta oluyorum. Yazlığa da gidemeyeceğim herhalde. Aferin çok güzel oldu. Tek başına takıl evde. Kimbilir belki de böylesi daha güzeldir. Belki de çevremdekileri bensizliğe değil de kendimi yalnızlığa alıştırıyorumdur.
Ya da bir diğer alternetif!! Huzur insan beynini uyuşturarak sağlıklı düşünmesini engelliyor. Evet evet kesin!! Bu durumu açıklayacak başka bir çıkar yol bulamadım :)))) Ama bu da güzelmiş. İyice şuursuz olmak. Şuursuz Zeynep :)
Ama herşeye rağmen huzur çok iyi birşey. Bakalım yarın sabah da aynı şeyi söyleyecek miyim yalnız kaldığım bayram sabahında. Neden böyle yaptım bilmiyorum. Üzerine bir de hasta oluyorum. Yazlığa da gidemeyeceğim herhalde. Aferin çok güzel oldu. Tek başına takıl evde. Kimbilir belki de böylesi daha güzeldir. Belki de çevremdekileri bensizliğe değil de kendimi yalnızlığa alıştırıyorumdur.
Ya da bir diğer alternetif!! Huzur insan beynini uyuşturarak sağlıklı düşünmesini engelliyor. Evet evet kesin!! Bu durumu açıklayacak başka bir çıkar yol bulamadım :)))) Ama bu da güzelmiş. İyice şuursuz olmak. Şuursuz Zeynep :)
Çarşamba, Kasım 02, 2011
Yine paylaşılamayan insan oldum!!! Aman ne mutlu bana.
Akşamüzeri arkadaşım aradı. İşle ilgili bir iki şey söyledikten sonra başladı söylenmeye. Haaa önce haftasonu gidip gitmediğimi sordu.
Hay nerden bulaştıysam ben bu işe. Başlangıçta az kişiydik. Birbirimizi arıyorduk kararlaştırıyorduk bir gün, yer ve saat buluşuyorduk. Ancaaaak yıllar içinde herkes evlenmeye başlayıp, yanında yeni arkadaşlar getirip de grup 15 kişiye çıkınca bu işi yapmak zorlaştı. Sürekli sanki bu işlerden çok anlıyormuşum gibi organizasyon işleri de bana kaldı bir de Berna'ya. 15 kişi neredeyse. Hepsinin işi-gücü, ailesi, arkadaşı var. Doğal olarak bir türlü denk gelmiyor. Görüşme aralığı arttıkça artıyor. Rutine bindirelim dedik. Bu sefer paralı gün olsun dendi. Tamam nasıl olsa hemen her ay toplanıyoruz dedik. Baktık hala organizasyon bizim üzerimizde bu sefer gün sahibi yapsın organizasyonu dedik. Bunun için de bir facebook grubu kurduk ama hala kimsenin aldırdığı yok. Bu sefer bu gerginlik yetmiyormuş gibi bir de gün parası gerginliği çıktı. Yok o geldi. yok bu gidilen yeri pahalı buldu. Ama doğrudan söyleyen yok. Olsa ona göre bir çözüm bulunacak. Bir süre de böyle debelendik. Güya arkadaşlar buluşup güzel vakit geçireceğiz. Gerçi vakit güzel geçmesine geçiyor da bir süre sonra o kalabalıkta insanın kafası tutuyor. Eve başağrısıyla gelmeye başladım. Bu da önemli değil diyelim. Bir de buluşma sonrası dedikodu faslı başlamaz mı? Başlangıçta "aaa ne güzeldi di mi. Çok eğlendim. Filancayla da hiç konuşamadım. Sen yanındaydın. Nasılmış" şeklinde geçen bu konuşmalar zamanla "Amaaan şey de iyice abarttı. Aaaaa gördün mü ne giymiş? İyice sapıttılar artık!!!" şekline dönmeye başladı. Bu sıkıntılı durum yetmezmiş gibi bu sefer de çiftler arasında gerginlik başlamaz mı!!! Buyrun buradan yakın!! "Yok o onu aramamış. Ama onlara hiç gitmemişiz. Yok diğerlerine daha mı çabuk gidilmiş" Sanki birşey olacak!! Kardeşim gitsin gitmek isteyen gitmek istediği yere. Niye sürü gibi yapmak zorundayız herşeyi. Bunun da içinden sıyrılmayı başardığımı düşünüyordum kiiiiiii...
Akşamüzeri gelen telefonla sarsıldım. Haftasonu olan toplantıya gidip gitmediğimi öğrendikten sonra başladı söylenmeye. Yok ben onu hiç aramıyormuşum da, sadece işim düşünce arıyormuşum da... Bir süre devam etti ve kapatıyorum telefonu dediği anda artık şoka girmiş bir halde "XX sen ciddi misin" diyiverdim. Sesimi duyunca dayanamadı çevirdi lafı. Biliyorum sever beni. Ben de severim onu. "Yok hayatım olur mu öyle şey" diye ve espriye vurdu. Bayramdan sonra da ayrıca görüşmeye karar verdik. Ama bu kadar da olmaz ki. Diğerleriyle daha yakın olduğumu düşündü herhalde.
Kaç yaşına geldik artık. Hepinizi ayrı ayrı seviyorum. Hepinizin bende ayrı bir yeri var. Hiçbirinizi kaybetmek istemiyorum. Amaaaa benim de sabrım bir yere kadar. Beni sürekli sağa sola çekmeye çalışmayın. Ben ortada mutluyum. Şu gün meselesi bitsin ben ayrı ayrı görüşeceğim hepsiyle.
Hay nerden bulaştıysam ben bu işe. Başlangıçta az kişiydik. Birbirimizi arıyorduk kararlaştırıyorduk bir gün, yer ve saat buluşuyorduk. Ancaaaak yıllar içinde herkes evlenmeye başlayıp, yanında yeni arkadaşlar getirip de grup 15 kişiye çıkınca bu işi yapmak zorlaştı. Sürekli sanki bu işlerden çok anlıyormuşum gibi organizasyon işleri de bana kaldı bir de Berna'ya. 15 kişi neredeyse. Hepsinin işi-gücü, ailesi, arkadaşı var. Doğal olarak bir türlü denk gelmiyor. Görüşme aralığı arttıkça artıyor. Rutine bindirelim dedik. Bu sefer paralı gün olsun dendi. Tamam nasıl olsa hemen her ay toplanıyoruz dedik. Baktık hala organizasyon bizim üzerimizde bu sefer gün sahibi yapsın organizasyonu dedik. Bunun için de bir facebook grubu kurduk ama hala kimsenin aldırdığı yok. Bu sefer bu gerginlik yetmiyormuş gibi bir de gün parası gerginliği çıktı. Yok o geldi. yok bu gidilen yeri pahalı buldu. Ama doğrudan söyleyen yok. Olsa ona göre bir çözüm bulunacak. Bir süre de böyle debelendik. Güya arkadaşlar buluşup güzel vakit geçireceğiz. Gerçi vakit güzel geçmesine geçiyor da bir süre sonra o kalabalıkta insanın kafası tutuyor. Eve başağrısıyla gelmeye başladım. Bu da önemli değil diyelim. Bir de buluşma sonrası dedikodu faslı başlamaz mı? Başlangıçta "aaa ne güzeldi di mi. Çok eğlendim. Filancayla da hiç konuşamadım. Sen yanındaydın. Nasılmış" şeklinde geçen bu konuşmalar zamanla "Amaaan şey de iyice abarttı. Aaaaa gördün mü ne giymiş? İyice sapıttılar artık!!!" şekline dönmeye başladı. Bu sıkıntılı durum yetmezmiş gibi bu sefer de çiftler arasında gerginlik başlamaz mı!!! Buyrun buradan yakın!! "Yok o onu aramamış. Ama onlara hiç gitmemişiz. Yok diğerlerine daha mı çabuk gidilmiş" Sanki birşey olacak!! Kardeşim gitsin gitmek isteyen gitmek istediği yere. Niye sürü gibi yapmak zorundayız herşeyi. Bunun da içinden sıyrılmayı başardığımı düşünüyordum kiiiiiii...
Akşamüzeri gelen telefonla sarsıldım. Haftasonu olan toplantıya gidip gitmediğimi öğrendikten sonra başladı söylenmeye. Yok ben onu hiç aramıyormuşum da, sadece işim düşünce arıyormuşum da... Bir süre devam etti ve kapatıyorum telefonu dediği anda artık şoka girmiş bir halde "XX sen ciddi misin" diyiverdim. Sesimi duyunca dayanamadı çevirdi lafı. Biliyorum sever beni. Ben de severim onu. "Yok hayatım olur mu öyle şey" diye ve espriye vurdu. Bayramdan sonra da ayrıca görüşmeye karar verdik. Ama bu kadar da olmaz ki. Diğerleriyle daha yakın olduğumu düşündü herhalde.
Kaç yaşına geldik artık. Hepinizi ayrı ayrı seviyorum. Hepinizin bende ayrı bir yeri var. Hiçbirinizi kaybetmek istemiyorum. Amaaaa benim de sabrım bir yere kadar. Beni sürekli sağa sola çekmeye çalışmayın. Ben ortada mutluyum. Şu gün meselesi bitsin ben ayrı ayrı görüşeceğim hepsiyle.
Yine başa sardık iyi mi!!!
Şu sıralar hayatımda büyük değişimler planlıyorum ve azar azar da uyguluyorum. Amaaaa gel gör ki şöyle bir sorun yaşıyorum. Nedense eskiden yazdıklarım karşıma çıkıyor sürekli. Hepsinde de bi büyük sözler, sınırsız bir kendine güven vs.. Herşeyi yakarım yıkarım, aslanım, kaplanım, hatta 10 kaplan gücündeyim ben herşeyi yapabilirim. Sonuç: Yıllar sonra baktığında yine bi bok yapamamışsın. dönüp dolaşıp aynı yere gelmişsin. Üstüne üstlük yeni sorunların eklenmiş ama hala aynı kibir aynı kendine güven!!! Ne anlamsız! Bu sefer farklı olan birşey var mı bilmiyorum. Vaaaaar. Bu sefer yaşı küçük, kendi küçük ama yüreği kocaman ve benim hissettiklerimi hissedebilen, benimkilere benzer hayaller kuran bir destekçim var. Ben onunu için başladım bu değişime o da benim için başladı. Yine benzer şekilde düşünmüşüz. Sonradan itiraf ettik birbirimize. Tabii böyle olunca kendim için vazgeçsem de onun için vazgeçemiyorum. Onun yüzünden demek lazım belki ama olumsuz bir durum gibi gelmiyor şimdilik.
Sigara konusunda tam bir fiyaskoyum. Bu kış bırakacağım diyorum ama ne zaman azaltsam sonraki kısım daha abartılı oluyor. Her paket son paket. Her sigara son sigara. Ama bu döngü hiç son bulmuyor. Sanırım artık bağımlı olduğumu kabul etmeliyim. Salakça bir durum. Yolda istiyor canım, konuşurken, çalışırken. Sigara alkolden daha kötü bir alışkanlıklmış gibi geliyor bana. Çünkü alkolü aklına estiği anda alamıyorsun. Ya da böyle bir eğilimim olmadığı için bana böyle geliyor olabilir.
İşteeee! Yine başladık bakalım. Bakalım muhteşem değişim ne zaman son bulacak. :)))
Sigara konusunda tam bir fiyaskoyum. Bu kış bırakacağım diyorum ama ne zaman azaltsam sonraki kısım daha abartılı oluyor. Her paket son paket. Her sigara son sigara. Ama bu döngü hiç son bulmuyor. Sanırım artık bağımlı olduğumu kabul etmeliyim. Salakça bir durum. Yolda istiyor canım, konuşurken, çalışırken. Sigara alkolden daha kötü bir alışkanlıklmış gibi geliyor bana. Çünkü alkolü aklına estiği anda alamıyorsun. Ya da böyle bir eğilimim olmadığı için bana böyle geliyor olabilir.
İşteeee! Yine başladık bakalım. Bakalım muhteşem değişim ne zaman son bulacak. :)))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)