Pazartesi, Haziran 17, 2013
Akıl Tutulması
Birşeyler yazmak için oturdum bilgisayarın başına ama ne yazacağımı bilemeden uzunca bir süre anlamsızca oturdum. Müzik dinleyeyim edim. Dinledim ama yine yazamadım. Normal zamanda müzikten, yorgunluktan, bezginlikten, üzüntüden, kederden, iki kelimelik bir mesajdan, karmaşadan ve en önemlisi de aşktan beslenebilirken bu sefer ne oldu da yazamıyorum diye düşünmeye başladım. Uzunca bir süre düşündükten sonra kesin olmasa da bir fikir edinebildim.
Her şey çok üst üste gelmeye başladı hayatımda son altı-yedi ayda. Her ne kadar daha mutlu, daha umutlu olsam da yaşadıklarımı düşünmek, ölçmek tartmak ve kendimi dinlemek için zaman bulamadım. Belki de göreceklerimden korkarak bilerek böyle bir zamanı yaratmadım. Dinlenmek ama kendimi dinlemek istemiyorum. Bu nasıl bir saçmalıktır çözemiyorum.
Ama asıl çözemediğim ve beni her şeyden daha çok etkileyen durum ülkede yaşanan durum. Sonunda bu duruma kendimce isim vermeyi başardım. Akıl tutulması. Evet ülkece akıl tutulması yaşıyoruz biz ve işin en kötü yanı da kolay ve etkili bir tedavi sürecinin olmaması.
Yaklaşık yirmi gün önce kabuslarım geri geldi. Her gece kabus görmeye başladım. Başrollerde sevdiklerim ve başlarına gelen talihsiz olaylar. En son üç-dört gece adı bende saklı birisinin İstanbul’da olan bir depremde enkaz altında kaldığını gördüğümde isyan ettim ve hiç yapmadığım bir şey yapıp kızgın bir anımda bunu ona söyledim. Jürim yaklaşıyordu ve ben en çok ihtiyacım olan zamanda gördüğüm kabuslar yüzünden uyuyamıyordum. Bir ara gündüz uyumayı denedim yeni yeni yoluna giren uyku düzenimi bozmak pahasına ama o da işe yaramadı, aynı kabuslar devam etti. AKUT gibi olmuştum. Sürekli enkazdan kurtarmaya çalışıyordum, bazen ben de enkaz altında kalıyordum.
Sonra polisler bir gece sabaha karşı Taksim’deki Gezi Parkı için eylem yapan gençlerin üzerine saldırdı ve gerçek kabus başladı. Olaylar patlak verdikten sonra ne hikmetse benim kabuslarım kesildi. Ancak uykusuz geceler devam etti. Film seyreder gibi televizyondan (Tabii ki o sırada bunları yayınlayan tek kanaldan. Evde tek kanallı günlere dönmüştüm adeta) inanılmaz şiddet sahneleri seyrediyordum. Kabuslarımın bitmesi bir işe yaramadı daha beter oldu her şey. Keşke onlar devam etseydi ve olaylar bu noktaya varmasaydı. Süreci herkes biliyor artık kendi bakış açısı doğrultusunda. Bazılarına bakış açısı demek biraz haksızlık oluyor o ayrı mesele. Gözler kör, kulaklar sağır. Her yerde şiddet var, baskı var, sansür var, yalan var, yanlış bilgiler var… Ülkenin %50si tamamen akıl tutulması yaşıyor. Artık yüzde elli yüzde elliyiz. Çapulcuyuz, marjinaliz, ayyaşız vs. Dedim ya gözler kör, kulaklar sağır. Birleştirmesi sakinleştirmesi gereken bölücülük yaparak halkı kışkırtırken, normalde ortalığı karıştıran kişiler ve gruplar toparlamaya çalışıyorlar. Tüm dengeler değişti, bazı taraflar değişti ve her şey inanılmaz bir hıza ulaştı.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi duygusal bir travma yaşamamak olmazdı. Annemin ölüm yıldönümü babalar günü ile çakıştı. Ne yapacağımızı bilemeden bir şeyler yaptık tüm gün. Ve en sonunda bir şeyler yazmak istedim. Ancak bu konulara giremiyorum. Küçük Mucizemle her şey gayet iyi gidiyor. Bana küçük mucizeler sunuyor. Ama benim aklım tamamen gündemde. Bunları yazarken bile neler bu sürede acaba diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Mutlaka birileri polis şiddetine maruz kaldı. Belki polis saldırı için yeni bir silah daha buldu. Birileri, sokakta eli sopalı neidüğü belirsiz? birileri tarafından öldüresiye dövüldü. Kimbilir kaç doktor daha yaralılara yardım ettikleri için gözaltına alındı ben bunları yazarken. Ve korkarım ki can kaybı yaşandı mı? Tüm bunlar olurken ben nasıl annemi ne kadar özlediğimi, Küçük Mucizem’e nasıl yeniden yeniden aşık olduğumu anlatabilirim ki. Bu gece dua ettim önce annem sonra ülkem için. “Güzel güneşli günler”e uyanacağımız zamanların en kısa zamanda gelmesi dileğiyle…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)