Cumartesi, Ağustos 24, 2013

Saygının Yokoluşu


Her şey nasıl başladı onu bile hatırlamıyorum. Önceleri ufak ufak dalga geçiyorduk birbirimizle. Aslında pek bir zararı da yoktu. Eğleniyorduk sonuçta. İkimiz de biliyorduk ki bunlar gerçek düşüncelerimiz değildi.

Sonraları; bu dalga geçmeler yerini komik isimler lakaplar takmaya bıraktı. Şirin isimlerdi ve pek de zararı yoktu. İkimiz de biliyorduk ki bunlar gerçek düşüncelerimiz değildi.

Sonraları; bu sevimli isimler sinir bozucu bir şekilde tekrarlanmaya, hitap şekli olmaya başladı. İkimiz de biliyorduk ki bunlar gerçek düşüncelerimiz değildi.

Sonraları; bu hitap şekilleri yerlerini biraz daha sevimsiz sözcüklere bıraktı. Çok sevimli olmasalar da, farklı olsalar da sevgi sözcükleri gibiydi. İkimiz de biliyorduk ki bunlar gerçek düşüncelerimiz değildi.

Sonraları; bu sevimsiz hitaplar sıklaştı ve gerçek anlamlarında kullanılmaya başladı. İkimiz de biliyorduk ki bunlar gerçek düşüncelerimiz değildi.

Sonraları; birbirimize sadece bu sözleri söylemeye başladık ve hiç bitmeyecekmiş gibi görünen bir savaşa girdik. Ya saldırıyorduk ya da savunmadaydık sürekli. Artık ikimiz de emin değildik, soru işaretleri vardı kafamızda “Ya gerçekten böyle düşünüyorsa?” diye. Ama hala eğleniyormuş gibi yapıyorduk.

Sonraları; iyice kafamız karışmıştı. Her gün tartışacak yeni bir konu buluyorduk ve hiç aldırmadan sürekli birbirimizi yaralıyorduk. O güzel sıfatlardan, sevimli sevgi sözcüklerinden eser kalmamıştı. Galibi yoktu bu savaşın. Ne kadar zarar verirsek o kadar karda hissediyorduk kendimizi ama mutlu hissetmiyorduk.

Sonunda; büyük taarruz başladı. Bir türlü kendimize hakim olamıyorduk. Sanki haftalardır süren tüm tartışmaların közleri alevlenmiş ve etrafımızı sarmıştı. Kurtulamıyorduk, engel olamıyorduk. Elimiz kolumuz bağlandı sanki… Ve o alevlerin içinde saygı küle döndü. Hala aklım almıyor o sözleri nasıl söyleyebildiğime. Gerçekten öyle düşünsem bile ağzımdan çıkması mümkün olmayan sözler. Ama O da boş durmadı ve tüm uyarılarıma rağmen devam etti. O lafları ederken sanki içimden bir yaratık çıktı, beni bir tarafa fırlatıp attı. Sadece seyredebildim kendimi uzaktan. Hiçbir şey yapamadım. Bir insan nasıl olur da bunları söyleyebilirdi karşısında duran aşkına.

Sonra sustuk. Sakinleşmiş gibi yaptık ama artık çok geçti. Ne zaman ağzımızı açsak zehir saçıyoruz etrafa. Barut kokusu yayılıyor sanki havaya. Geceleri uyandığımda yanaklarım, yastık ıslanmış oluyor. Uykumda ağlıyorum sanırım. Elim telefona gidiyor. Saatlerce özür dilemek istiyorum yorgun düşene kadar. Ama sonra söyledikleri aklıma geliyor. Yaşlar daha hızla akmaya başlıyor yanaklarımdan. Telefonu elimden bırakıyorum. Ağlamaktan yorgun düşünce uyuyakalıyorum.

Saygı gitti ve biz bittik. Ne yaptık biz böyle? Sahi hala “biz”miyiz?