Salı, Ocak 17, 2012

Korku

Şimdilerde en büyük korkum ya bana "iyi geceler" demeden yatmam gerekirse... Nasıl yatılır, nasıl uyunur. Hadi uyudum diyelim. Kimbilir ne çok kabus görürüm. Sakın bana iyi geceler demeden güzel rüyalar dilemeden yatma, beni de yatırma. O kabus dolu uykulara salma beni. Sakın bırakma beni. Çok korkuyorum sensizlikten. İyi geceler...

Salı, Ocak 10, 2012

Mektup1

Bugüne kadar söylemek istediklerimi söyleyemediğim bir çok kişiye ellerine hiçbir zaman geçmeyecek olan mektuplar yazdım. Bu da onlardan biri olacak sanırım.

Seni ne kadar ve nasıl sevdiğimi hiç anlayamayacaksın. Biliyorum. Bunu sana söyleyecek cesaretim asla olmayacak, olamayacak. Günün birinde bu cesaretim ve şansım olsa ve ben söylesem, anlatmaya çalışsam da sen asla anlayamayacaksın.

Seni, o hiç sevmediğim renkteki ve dökülmeye başlayan saçlarınla sevdim. Vücuduna göre oransız derecede büyük olan kafan ve anlamsız derecedeki uzunluktaki yüzünü sevdim senin. O yüzün noktalandığı çirkin sivri çenenle sevdim seni. Daracık omuzların ve kamburca duruşunla sevdim seni. O hiç beğenmediğim giyim tarzınla ve sürekli elinde taşıdığın çantanla da sevdim seni.

O ukala tavırlarını, herşeyi ben bilirim havanı da sevdim senin. Yemek masasında otururken kendine olan büyük güveninle arkana yaslanıp, etrafı küçümseyerek seyretmeni bile sevdim senin. Çünkü gerçekte senin bu ukala, kibirli ve kendini yüksekte gören birisi olmadığını gördüm ben. Geceleri gördüğün kabuslardan gözyaşlarınla uyandığında, en içten en kendin olduğun zamanlarda tanıdım seni. Birlikte seyrettiğimiz o duygusal sahnelerde çaktırmadan gözyaşlarını silerken tanıdım seni. Canım yandığında ya da bitmeyen diş ağrısına dayanamayıp ağladığımda salondan çıkıp koridorda ağlayıp geri geldiğin anlarda sevdim seni.

Çok düşündüm hayatın başka türlü olsaydı sever miydim seni diye. Bu kadar mükemmel bir işin, bu kadar çok mal varlığın olmasaydı da sever miydim diye. Hepsini tek tek ayıkladım kafamda. Sadece sen kaldın. Ve her defasında ben geriye kalan bu "sen"i daha çok sevdiğimi farkettim. Sen ne düşündün bilmiyorum.

O işlerinin yoğunluğu içinde bana verdiğin sözleri unuttuğunda hep çok üzüldüm. Ama beni unuttuğunu düşündüğüm için değil, farkettiğinde ne kadar çok üzüleceğini bildiğim için. Hatta kimi zaman söylemedim ki üzülmemen, kendini suçlu hissetmemen için. Ama her seferinde ben yine üzüldüm. O yağmur altında bir saate yakın seni beklediğim gün de yine senin için üzüldüm.

Seni o kadar iyi tanıyorum ki, ne senden ne de sevginden bir gün bile şüphe duymadım. İtiraf ediyorum işini çok kıskandım. Onun dışında ben sana kızmadım, hiç darılmadım, hiç alınmadım.

Şu anda da bu akşamki tiyatro planımızı unutup kırk yılda bir yaptığın gibi arkadaşınla o köhne barda eski günlerinizi yadediyorsunuz. "Ne zaman geliyorsun" diye aradığımda arkadan gelen o eski rock parçasından anladım ki Muhsin'le birlikte malum mekandasınız. "Şimdi arayacaktım, yemeğe bekleme hayatım" dedin. Biliyorum ki konuşmaya dalmıştın ve bunu bana söylerken yüzün kızardı, bu halini gören Muhsin yüzünde alaycı bir ifadeyle senin taklidini yapmaya başladı. Aşkım iyi vakit geçir e mi? Ve de tiyayroyu sakın hatırlama. En azından bu akşamlık.

Seni seviyorum...

Not: Keşke geçen sene bugün Muhsin'i dinleyip taksiyle dönseydin eve. Tiyatroya gideceğimizi hatırlayıp hatırlamadığını hiç öğrenemeyeceğim. Umarım hatırlamamışsındır.

Cumartesi, Ocak 07, 2012

"İkinci Şans" Yalanı Üzerine...

Bazı insanlar için çok üzülüyorum. Çünkü kendilerini ne kadar sevdiğimi hiç öğrenemeyecekler. Öğrendiklerinde değiştiklerini farkettiğimden beri bunu kendime saklıyorum hiç değişmesinler diye. Ve artık hayatımda ne yeni insanlara ne de yeni sevgilere yer açıyorum. Hayatımda temizlik yapma zamanı gelmişti. Bu sefer hissettirmeden vedalaşıp sessizce çıkıp gidiyorum hayatlarından. Hiç kimsenin ikinci bir şansı haketmediğini deneyimlediğim o yazdan beri hiç kimse ikinci bir şans edinemedi, edinemeyecek de.

Cuma, Ocak 06, 2012

Herşey Olması Gerektiği Gibi Olacak

İki gün önce sabah erkence kalkmış ve yazmayı unuttuğum raporumu hazırlamaya çalışırken birden Candaş'ın gittiğini farkettim. Beni bırakmıştı. Vazgeçmişti. Hiç sesi soluğu çıkmıyordu. Mesajlarıma da cevap gelmez olmuştu. Birden kendimi çok kötü hissettim. Şimdi Candaş yok muydu yani artık hayatımda. Aslında er geç bunun olacağını biliyordum. Neden bu kadar sarsmıştı ki beni. Aslında sarsıcı olması gereken nokta bu değil Candaş'a nasıl ve ne zaman bu kadar bağlandığımdı. Belki de bunu farketmek beni bu hale getirmişti. Hala saçma sapan raporla uğraşmak zorunda olmak gerçekten can sıkıcıydı. Zaten ne yaptığımı çok da anlayabilmiş değildim. Bari müzikle çalışayım dedim ve tuhaflığı farkettiğim ilk günden beri dinlemeye korktuğum o şarkıyı açtım. Nasıl da ağır geliyordu. Bir an önce raporu bitirmeli ve hazırlanıp evden çıkmalıydım. Raşit'le görüşecektim. Hani şu evlenirsek çok mantıklı olacak olan Raşit. Hani bu sefer fazla ince eleyip sık dokumayacağım muhterem zat!! Offff! Bu Candaş neden cevap vermiyordu ki. Aklım Candaş'ta, kulağım acıklı şarkının bilmemkaçıncı tekrarında raporun kopyala yapıştır kısmıyla uğraşıyorum. İMDAAAAAAT diye bağırıp kaçasım var. Sonra birden Candaş'ın mesajını farkettim. Gitmemişti demek ki, beni terketmemişti işte, her zamanki gibiydi. Peki neden sevinemiyordum? Son yarım saat bilemedin kırkbeş dakika ne kadar da uzun gelmişti. Tamam işte bitmişti. Hadi neden hala kendime gelemiyorum ama. İşte o an anladım ki belki bu seferlik bırakmamıştı beni ama eninde sonunda bunu yapacaktı işte. Hem de tam da yapmaz, bırakmaz, bırakamaz dediğim anda yapacaktı bunu. O zaman bu seferlik burada olması birşey ifade etmiyordu. Er geç olacak işte ne bekliyorum ki!!! Çünkü gidemiyorum. Çekip gidemiyorum arkama bakmadan. Candaş gitme lütfen. Fazla birşey istemiyorum senden. Böyle, şimdi olduğu gibi kalsın herşey, fazlasını istemiyorum ki. Zaten isteyemem ki. Lanet olsun! Hakkım yok çünkü. Ama sen yine de gitme ve hep böyle kal yanımda. Sakın bırakma beni e mi?