Salı, Şubat 17, 2015
Kar mı Yağmış Yüzüme?
Elimden hiç bırakmadığım çay bardağımla, aralık duran balkon kapısının yanında dikilmiş yağan karı seyrediyorum. Hayatında bu yıla kadar iki; bilemedin üç kez kar gören ben, sadece dikilmiş seyrediyorum. Oysa değil karın böyle yağıp her yeri kaplaması; ufak ufak uçuşmaya başlaması bile çığlıklar atarak giyinip, merdivenleri paldır küldür inip kendimi sokağa atmam için olağan bir nedendi. Şimdilerde sabah uyandığımda kenti sarıp sarmalamış olan bu bembeyaz örtü bile bana heyecan vermiyor. Herşey keyifsiz.
Fonda İzmir şarkıları çalıyor. Ara ara rüzgar hızlanıp yüzüme ufak kar taneleri fırlatıyor. Belki gülümsemem, belki de kendime gelmem için. Kıpırdamaksızın yağan karı seyrediyorum. Hiçbir şey ifade etmiyor. Üşümüyorum. Fonda müzik sürekli kendini tekrarlıyor. Babannem için yaptığım helvanın kokusu geliyor hala burnuma. Hesaplamaya çalışıyorum kaç yıl olduğunu ama çıkamıyorum işin içinden. Neyse ki gününü hatırlıyorum. Şarkıya takılıyor kafam. Düşünüyorum da gittikçe insanlar yerine tüm şehri özlemeye başlıyorum. Evet analitikten sentetik yönteme geçiyorum. Aferin çok bilimsel oldu! Yüksek lisans mülakatında mı doktora mülakatında mı sormuşlardı bunu bana?
Rüzgar hızlanıyor. Kar taneleri savrulmaya başlıyor iyice. Düşüncelerim daha da fazla savruluyor. Yüzüme gelen kar taneleri eriyerek yanaklarımdan çeneme doğru süzülüyor aynı yolu izleyerek. Şarkı beşinci kez çalmaya başlıyor. Çayım bitmiş. Yüzümdeki kar tanelerini temizlemeye kalkışınca anlıyorum onların kar taneleri olmadığını. En iyisi bi çay daha koyayım ben.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)