Pazartesi, Ekim 26, 2020

Yine mi Kafa Karışıklığı


Hayat ne olur sanki bir sefer de beni şaşırtsan ve her şey normal akışında olsa, benim kafamda soru işaretleri ve farklı farklı seçenekler olmasa. Ne olur sanki bir sefer her şey net olabilse.


Son günlerde kendimi aslında sandığım kadar iyi tanımadığımı farkettim.  Bir hayalin peşindeyken bir başka hayalin rüzgarına kapıldım gittim. İşin kötü yanı da bunu fazla kimseyle paylaşamıyor olmam. 


Hayatım boyunca istemediğim kadar çok çocuk özlemiyle kavrulmaya başladım. Bunda tabii son sevgilimin "Ben çocuk istiyorum." diyip çekip gitmesi de mi etkili oldu bilemiyorum. Doktora mı gitsem, sonuçta tıp çok gelişti ile başlayan süreç, evlat edinme prosedürlerini araştırmayla devam etti. Tüm bunlar olurken tuhaf bir şekilde sürekli karşıma evlat edinilmiş çocuklar, evlat edinmiş aileler ve de bunlarla ilgili filmler, diziler vs. çıkmaya başladı karşıma. Evrenin tuhaf bir mesajı mı yoksa algıda seçicilik mi bilmiyorum ama her seferinde göz yaşlarına boğulmuş buluyorum kendimi. Bitmek bilmeyen ağlama isteği. 


Tüm bunlar olurken çok uzaklardan hayatıma sızmaya çalışan bir adam, dünya tatlısı kızıyla birlikte çıkageldi. O gece mutluluktan nasıl uyuyacağımı bilemedim. İkisinin fotoğraflarında kıza zoom yapıp fotoğrafı seyrederek uykuya daldım. Ertesi gün sersem gibiydim. Mutluluk sarhoşluğuydu bence ama insanlar yorgunum sandı. Bulutların üzerinde geçen bir gün. Benim bir kızım olacaktı. Aile oluyorduk biz. 


Akşamına bunu yaklaşık bir yıldır çok hoşlandığım ama arkadaşım olan adama anlattım. Bunu neden yaptığımı hala çözebilmiş değilim. Sonunda etkisinin geçtiğini düşündüm herhalde. Gaflet anı diyelim. Uzun zamandır olmadığı kadar içtenlikle konuştuk. Ve kapalı kutu arkadaş hayatla, inançla ilgili düşüncelerini anlatıverdi. Hemen her zaman olduğu gibi (bu sefer daha da çok) kendi kendimle konuşuyor gibi oldum. Karşımda hoşlandığım, aşık olduğum adamın kılığına girmiş bir ben vardı. Öldürücü darbe "Mucizelere inanır mısın" oldu. Yıllardır durum güncellemem olan "mucizelere inanıyorum"u bilmeden. Telefonumu açıp gösterdim cevap vermek yerine. O an dese ki "boş ver o adamı, hadi  kendi mucizemiz gerçekleşsin" cevap sürem iki saniye, o da duyduğuma emin olup olmamakla ilgili. Ama öyle olmadı. Yine sessizlik kısa bir süre. 


Ayrıldıktan sonra ağlayarak eve geldim. Ama çocuğum olacaktı, ailem olacaktı. Ama mucizeler... 


Olsun ben hala mucizelere inanıyorum...

Çarşamba, Ekim 14, 2020

Yine Sana Yazdığım Son Mektup

 Bu aralar içimde çok şey biriktirmiş olmalıyım ki sürekli yazmak istiyorum. Yazdıkça da ağlıyorum. Ağladıkça da rahatlıyorum. Galiba iyileşiyorum. 


Bunca zaman sonra aklıma gelişin çok ilginç. Eskiden olsa hiç yadırgamazdım. Ama epeydir olmuyordu. Dün akşam telefonla müstakbel sevgilimle telefonla konuşurken hadi birbirimize sorular soralım dedik. Yok efendim hiç yiyemeyeceğin sebze, en çok gitmek istediğin yer falan derken "Eski sevgililerinden gelip çok pişmanım dese hayır diyemeyeceğin birisi var mı" diye soruverdi. Bir an kalakaldım ve onca zaman sonra aklıma sen geldin ilk kez. Bir süre sessiz kaldım. "Düşünüyorum düşünüyorum ama yok" diyiverdim. Çünkü sonuçta sen benim sevgilim değildin. İçim rahatladı yalan söylemedim diye. Konuşmanın ilerleyen dakikalarında kendimi son paylaştığın fotoğrafı seyrederken buldum. Konuşma akıp gitti.


Bugün spor salonunda matın üzerinde dinlenirken ilk kez dinlediğim, sanırım keman ağırlıklı bir parça çalıyordu. Gözlerimi tavana diktim. Hocam diğer salondaki üyelere yapacakları hareketleri anlatıyordu. Çok derinlere dokunmaya başladı parça. Ve düşünmeye başladım. Sahi biz neydik seninle? Türkiye'nin iki farklı ücra köşesinde neden saçma sapan hayatlar yaşıyorduk biz cennet İzmir'de birlikte yaşamak varken. Müzik devam ediyordu. Gözlerimden yaşların süzülmeye başladığını hissettim. Hocamın sesi gittikçe yaklaşıyordu ve matın üzerinde yatmış ağlıyordum. Ter bandıyla gözlerimi silerken içeri girdi ve hiçbir şey olmamış gibi yeni sete başladık. 


Böyle olmamalıydı. Ya da olması gereken buydu. Bilmiyorum ama tek bildiğim şey bir gün gelirsen sana "hayır" diyeceğimi düşünmek aptallıkmış. Keşke böyle olmasaydı. Mutlu musun orada sen?

Pazar, Eylül 27, 2020

Neden Diyalog Yazamıyorum!



Bir süredir üzerinde çalışmaya çalıştığım bir öykü var kafamda. Teması güzel, kurgu sağlam, öykü etkileyici... Tarafsız olacaklarını düşündüğüm iki arkadaşıma anlattım. Beğendiler. Hatta sonu bile hazır öykünün. 

Gel gör ki öykünün diyaloglar üzerinden yürümesi gerekiyor. Aralıksız ve düzgün konuşma kapasitesine sahip olan bendeniz iki tümceyi bir araya getirip de diyalog yazmayı beceremiyorum. Fikir bir aydır hazır. Hatta detayların çoğu da hazır. Ama yazamıyorum. Bu akşam oturdum düşündüm. 

 -Neden yazamıyorum kafamda hazır olan şeyi? 

Bir süre sonra cevap geldi tabii ki. 

-Diyaloglar yüzünden yazamıyorsun başka bir açıklaması yok. 

-Peki neden ben diyalog yazamıyorum? Çok asosyal olsam, konuşmaktan pek hoşlanmasam, gözlem yeteneğim de olmasa ya da ne bileyim dinlemeyi bilmesem.... 

İhtimalleri sıralayıp durdum kafamın içinde. Bunca düşünceye boğulunca tabii zihnim bunalmış olacak ki hemen başka taraflara kaymaya başladı. 

-Uzun süredir aşık olamıyorum ondan bence. Çünkü çok güçlü duygular hissettiğimde daha rahat yazıyorum. Öfke krizleri, aşırı kırgınlıklar falan da yok. 

-Aslında bir aşık olsam olay çözülecek. Ama olmuyor. Olmuyor mu ki gerçekten? Yoksa çok yorulduğum için hissettiklerimi gözardı mı ediyorum artık? Bir sefer daha parçalara ayrılıp sonra da o parçaları tek tek toplayıp derme çatma bir şekilde bir araya getirmekten mi yoruldum? Yorgun olduğum doğru, çünkü çok ciddi sıkıntılar yaşıyorum son zamanlarda psikolojik olarak. 

-Hayatımın odak noktası belki de ilk kez bu kadar kendimim. Kendimle ilgili bir sürü deneme ve çalışma yapıyorum. Daha doğrusu yapmak zorundayım. Yapmazsam geri dönüşü pek mümkün olmayan (ya da çok karamsar olmayalım geri dönüşü çok zor olan) bir noktaya doğru yaklaşan bir çığ gibiyim. 

Yeniden kurmaya çalıştığım dengeyi bozacak her şeyden kaçınıyorum. Nereye kadar kaçınacaksam artık! Maalesef ki bazen hayat ne kadar kendi kabuğumuza çekilmeye çalışsak da her zaman o kabuğun zayıf bir noktasını bulup içeri sızıyor. Sonra o sızıntıya takılıveriyor aklın işte. 

Tam çalışırken diyorsun ki; 

-Evlenme konusunda kararlıyım. Bu sefer birisi olunca öyle fazla uzatmayacağım. 
-Ben de aile olmak istiyorum artık. 
-Ben artık yalnız yaşamak istemiyorum çok da aile olmakla ilgili değil galiba. 
-Orası öyle. Ben de öyle istiyorum. Zaten düğün tarihini aldım. Ama işte küçük bir eksik var; gelin. 
-hahahaha evet ben de damat eksik işte. . . 
.
.
.
.
Böyle başlayıp biten bir diyalogdan sonra uzun sessizlikler. Gel de şimdi bunca saçmalık arasında diyalog yaz. Bunu ben yazsaydım eğer şöyle devam ederdi büyük ihtimalle; 

-eeee tamam işte. Biz evlensek ya! 
-Gerçekten yaaa neden olmasın. 

Değil diyalog tamamen mi yazmaktan vazgeçsem ben acaba! Ya da kimseyle diyaloğa mı girmesem? Bence hayatımdaki diyaloglar çok anlamsız ve tuhaf olduğu için yazamıyorum ben.

Cuma, Ağustos 07, 2020

Hesaplaşma

Az önce kendimi elimde telefon senin fotoğrafına zoom yapmış yüzünü incelerken buldum. Tam da o sırada içimden aslında çok da hoş değil diye geçiriyordum. Bir anda yaptığımın ne kadar anlamsız olduğunu farkettim. Anlamsızdı ama bunun nedeni senin umurunda olmamam değildi. Anlamsızdı çünkü ben senin dış görünüşün yüzünden sana aşık değildim ki. Seni bir türlü içimden atamamamın nedeni ne şekilli burnun, ne köşeli çenen, ne o güzel ses tonun ne de tırnakları kısacık kesilmiş ellerindi. (Ki zaten o kadar kısa kesilmiş tırnakları hiçbir zaman sevmemişimdir.) Senden bir türlü kopamayışımın nedeni daha küçücükken kartonlardan tavla yaparken yüzüne bakıp da "bir gün biriyle evlenecek olursam bu kişi kesinlikle sen olacaksın" diye düşünmüş olmam, çocukken bizi sürekli birbirimize yakıştırmış ve her fırsatta yalnız bırakmış olmaları (imaları her ne kadar farketmiyor gibi görünsem de hepsini çok net anlıyordum), kardeşimin biricik kardeşimin doğumunu birlikte beklememiz, her düğün neyse de her cenazede birlikte oluşumuz, çeşitli dönemlerde hayatımda her kim olursa olsun seni gördüğüm anda aklımdan silinmiş olması ve daha bir çok şey. Saymakla bitmiyor ki.

Hiçbir zaman çok sık görüşmedik biliyorum. Bu kadar kafamın içinde olmanın nedeni sanırım hep çok özel zamanları paylaşmış olmamız. Duygularını belli etmeme konusunda ya çok uzmansın ya da ben çok hayalperestim. Ama öyle ipuçları verdin ki bugüne kadar asla emin olamadım. Az önce telefonla konuştuk seninle. Hala yanaklarımda bir pembelik; yüzümde saklamaya çalıştığım anlamsız görünen (anlamını sadece benim bildiğim) bir gülümseme var. Bakışlarım ve yüz hatlarım yumuşadı adeta. Daha anlayışlı ve olgun bakıyorum şimdi hayata. Bana hep iyi gelsen böyle. Hep birlikte olsak. Hep konuşsak sonsuza kadar. Bıkmayacağım kesin, doyabileceğimden emin değilim.

Her zaman sonradan sudan gelen nedenlerle kızdım sana haberin olmadan ve hatta küstüm. O küslüklerimin bir kısmını anladın biliyorum; bir kısmını öyle derinlere gömdüm ki bulamadın. Bana göre saçma sapan iniş çıkışlar oldu aramızda. En büyük ve uzun süren küskünlüğümü, kırgınlığımı farkettin biliyorum. Ama senin bilmediğin senin o tepkili küskünlüğümü farkettiğin zamanı farkettim ben. Yıllar boyunca sen ilk kez sustun o gece. Yüzünü pencereye dönüp çocukluğundan beri bildiğin manzarayı seyretmeye daldın başın hafif yana eğik. O öfkeyle ertesi gün bu sahneyi zafer nidalarıyla Berna'ya anlatırken seni duygu sömürüsü yapmakla da suçladım. Şu an bu satırları yazarken o zaman yaptıklarıma hiçbir anlam veremiyorum inan. İşyerimde gözlerim buğulu buğulu yazıyorum bu satırları. Hani gelip birisi "nasılsın" dese ya ağlayacağım sadece ya da "gerizekalının tekiyim" diyeceğim yarı ağlamaklı bir şekilde gülerek. Aynı anda nasıl bunca farklı duyguyu hissedebiliyorum bilmiyorum.

Farkındayım sana çok fazla haksızlık ettim bugüne kadar. Çoğu insan yapsa hiç üzerinde durmayacağım herhangi bir şeyi sen yaptığında büyük fırtınalar çıkardım. Bunu neden yaptığımı gerçekten bilmiyorum. Belki sana çok değer verdiğimden belki de bendeki imajını zedelediğin için kızgınlığımdan yaptım. Nedenini bilmiyorum ama... Yaptım mı? Yaptım!