Cuma, Ağustos 07, 2020

Hesaplaşma

Az önce kendimi elimde telefon senin fotoğrafına zoom yapmış yüzünü incelerken buldum. Tam da o sırada içimden aslında çok da hoş değil diye geçiriyordum. Bir anda yaptığımın ne kadar anlamsız olduğunu farkettim. Anlamsızdı ama bunun nedeni senin umurunda olmamam değildi. Anlamsızdı çünkü ben senin dış görünüşün yüzünden sana aşık değildim ki. Seni bir türlü içimden atamamamın nedeni ne şekilli burnun, ne köşeli çenen, ne o güzel ses tonun ne de tırnakları kısacık kesilmiş ellerindi. (Ki zaten o kadar kısa kesilmiş tırnakları hiçbir zaman sevmemişimdir.) Senden bir türlü kopamayışımın nedeni daha küçücükken kartonlardan tavla yaparken yüzüne bakıp da "bir gün biriyle evlenecek olursam bu kişi kesinlikle sen olacaksın" diye düşünmüş olmam, çocukken bizi sürekli birbirimize yakıştırmış ve her fırsatta yalnız bırakmış olmaları (imaları her ne kadar farketmiyor gibi görünsem de hepsini çok net anlıyordum), kardeşimin biricik kardeşimin doğumunu birlikte beklememiz, her düğün neyse de her cenazede birlikte oluşumuz, çeşitli dönemlerde hayatımda her kim olursa olsun seni gördüğüm anda aklımdan silinmiş olması ve daha bir çok şey. Saymakla bitmiyor ki.

Hiçbir zaman çok sık görüşmedik biliyorum. Bu kadar kafamın içinde olmanın nedeni sanırım hep çok özel zamanları paylaşmış olmamız. Duygularını belli etmeme konusunda ya çok uzmansın ya da ben çok hayalperestim. Ama öyle ipuçları verdin ki bugüne kadar asla emin olamadım. Az önce telefonla konuştuk seninle. Hala yanaklarımda bir pembelik; yüzümde saklamaya çalıştığım anlamsız görünen (anlamını sadece benim bildiğim) bir gülümseme var. Bakışlarım ve yüz hatlarım yumuşadı adeta. Daha anlayışlı ve olgun bakıyorum şimdi hayata. Bana hep iyi gelsen böyle. Hep birlikte olsak. Hep konuşsak sonsuza kadar. Bıkmayacağım kesin, doyabileceğimden emin değilim.

Her zaman sonradan sudan gelen nedenlerle kızdım sana haberin olmadan ve hatta küstüm. O küslüklerimin bir kısmını anladın biliyorum; bir kısmını öyle derinlere gömdüm ki bulamadın. Bana göre saçma sapan iniş çıkışlar oldu aramızda. En büyük ve uzun süren küskünlüğümü, kırgınlığımı farkettin biliyorum. Ama senin bilmediğin senin o tepkili küskünlüğümü farkettiğin zamanı farkettim ben. Yıllar boyunca sen ilk kez sustun o gece. Yüzünü pencereye dönüp çocukluğundan beri bildiğin manzarayı seyretmeye daldın başın hafif yana eğik. O öfkeyle ertesi gün bu sahneyi zafer nidalarıyla Berna'ya anlatırken seni duygu sömürüsü yapmakla da suçladım. Şu an bu satırları yazarken o zaman yaptıklarıma hiçbir anlam veremiyorum inan. İşyerimde gözlerim buğulu buğulu yazıyorum bu satırları. Hani gelip birisi "nasılsın" dese ya ağlayacağım sadece ya da "gerizekalının tekiyim" diyeceğim yarı ağlamaklı bir şekilde gülerek. Aynı anda nasıl bunca farklı duyguyu hissedebiliyorum bilmiyorum.

Farkındayım sana çok fazla haksızlık ettim bugüne kadar. Çoğu insan yapsa hiç üzerinde durmayacağım herhangi bir şeyi sen yaptığında büyük fırtınalar çıkardım. Bunu neden yaptığımı gerçekten bilmiyorum. Belki sana çok değer verdiğimden belki de bendeki imajını zedelediğin için kızgınlığımdan yaptım. Nedenini bilmiyorum ama... Yaptım mı? Yaptım!

Hiç yorum yok: