Pazar, Kasım 09, 2014
Umurumda Değilsin Oyunu-Ediz'e Mektup
Sana söylemek istediğim o kadar çok şey var ki aslında. Ama söylememe fırsat vermiyorsun. Sadece on dakika konuşmak istemiştim. Ama bunu yapmaktan bile çekiniyorsun. Bu da yeni oyunumuz herhalde. “Umurumda değilsin oyunu” mu bu? Yalnız sana bir sır vereyim mi? Bu oyunda gerçekten çok kötüsün.
Mutfakta bize birşeyler hazırlarken sessizce gelip mutfak masasına oturduğun anı arkam dönük olsa da farkediyorum. Ve peşinden Duman “senden daha güzel” demeye başladığında beni seyrederken şarkıya mırıldanarak eşlik ettiğini senden önce farkediyorum. Dolayısıyla sen farkedip de kendine geldiğinde ve anında şarkıyı değiştirdiğinde iş işten geçmiş oluyor.
Birlikte film seyrederken başımı omuzuna koyduğumda kalp atışlarındaki hızlanmayı hissediyorum ben; sen hiç aldırmadan filmi seyretmeye devam ediyor gibi görünsen de.
Otururken elimi elinin yanına getirdiğimde bile içinin nasıl titrediğini, ne yapacağını nasıl kestiremediğini, o yaşadığın kararsızlığı anlıyorum ben; sen öyle put gibi oturmaya çalışırken.
Sen öyle put gibi oturmaya çalışırken; pufa uzattığın ayaklarını nasıl oynattığını görüyorum ben. Heyecanlandığın zaman daha hızlı hareket etmeye başladığını görüyorum ayaklarının.
Bilgisayarında birşeyler yaparken yanına gelip de birşey sormak ya da göstermek için eğildiğimde, iyice sokulduğumda, bana farkettirmeden kokumu içine çekmek için ne kadar uğraştığını da farkediyorum.
Daha önce de söylemiştim ya nasıl durursan dur, gözlerin yalan söyleyemiyor diye. Ne kadar sert davranmaya çalışsan da, ne kadar ciddi durmaya çalışsan da görüyorum ben gözlerindeki ışığı.
Sözün kısası boşuna uğraşıyorsun. Yanımda uyurken irkilerek uyandığında beni görüp rahatladığını, ellerimi tutup uykuya yeniden daldığını da biliyorum. Sen belki umurunda değilmiş gibi yapamıyorsun ama sanırım ben çok güzel uyuyormuş gibi yapıyorum.
Sabahları panik içinde kalkıp gittiğinde de benim bağlanacağımdan korkuyormuşsun gibi bir tavır alıyorsun ya. En komiği de o oluyor. Çünkü biliyorum ki; bağlanmaya başladığını hissettiğin için paniğe kapılıyor ve bir an önce uzaklaşmak istiyorsun o saçma sapan suçluluk hissinle birlikte ve kapıdan çıkıp gidiyorsun.
Aslında belki de inandırıcılığa en çok yaklaştığın anlar böyle sabahlar oluyor. Çünkü arkandan kapıyı kapattığımda, yüzümü kapıya yaslayıp bir süre; belki birkaç saniye, belki birkaç dakika öylece durup düşünüyorum. Sonra gözlerin geliyor gözlerimin önüne. Yalan söyleyemeyen gözlerin. Rahatlıyorum gittikçe daha çok bağlanıyorsun diye.
Ama bilmiyorsun ki bu yaptıkların bir süredir beni yoruyor. Hem de çok yoruyor. Bağlandıkça uzaklaştığın için artık ihtiyacım olduğunda da yoksun yanımda. Ve ben artık karar verdim. Sana asla bağlanmayacağım. Yoluma devam edeceğim. Senin korkuların ve oyunların seninle birlikte beni de yıpratıyor. Bu durumda ben de sana ilk ve son oyunumu oynuyorum. Artık umurumda değilsin. Ne halin varsa gör. Ben yokum artık. Sen zaten yokmuş gibi yapıyordun. Ben gerçekten gidiyorum. Hoşçakal Ediz.
Yaşasın Saçmalamak! Yaşasın Hayat!
Sonunda evimde yazı yazma keyfini yaşayabileceğim. Kimbilir belki yıllardır kafamın içinde dönüp duran, olmadık zamanlarda zihnimi meşgul eden romanımı da yazarım. Birkaç ay önce yaşadığım elektrik ve dijital faciadan sonra neredeyse herşeyi yoluna koydum. Artık yeni bir bilgisayarım ve kendime ayırabildiğim bir sürü zaman var. Ancak yazma hevesim biryerlerde kaybolmuş sanki. Birazdan çıkıp gelir mi acaba. Gelir gelir, dayanamaz az sonra çıkar gelir.
Son zamanlarda üstüste biraz fazla sarsıldım sanırım. Ama olanları anlatacak değilim. Anlatıp anlatıp yeniden yaşamanın, tazelemenin hiç anlamı yok bence. Hayat işte. Bugün varsın, yarın? Kimse bilmiyor. Bundan sonra hırslara kapılmayacağım. Her anın tadını çıkaracağım. Çünkü daha ne kadar yaşayacağımı bilmiyorum. Ve artık acılarımdan, geçmişteki kötü günlerden, gelecekteki hayali mutlu günlerden beslenmeyeceğim.
Bugün İzmir'deki hayatımdan kaçıyorum. Zonguldak'tayım ruhen ve bedenen. Ender zamanlardan biri bunu başarabildiğim. Belki de şu "an"ı yaşama saçmalığındandır. Bunca yıllık alışkanlıkların bu kadar kısa zamanda yokolmasını başka türlü açıklayamıyorum. Ya da grip oluyor da olabilirim.
Zor bir günün ardından da böyle bir yol seçmiş olabilirim. Öyle bile olsa çok cesurca bir davranış bence. Hatta sadece romanımı bile düşünebilirim. Ya da son derece bohem bir yaşam tarzına sahip olabilirim. Zaten sanırım buraya göre bohem sayılabilir yaşadıklarım. Hımmmm aslında çok da kötü değil. Yalnızca şu çalışma olayı işi bozuyor sanırım. Burada bulunma nedenim. Gelmeden önce ve ilk zamanlarda düşündüğüm gibi belki de buraya geliş nedenim hayatım boyunca yarım bıraktığım işleri bitirmektir. Mesela doktora tezim, mesela romanım. Ya da yıllardır yapmayı ertelediğim şeyler olabilir. Gitar çalmak, dans etmek ya da Ebru yapmak. Şaka gibi biliyorum ama şimdi bunların hepsini yapıyorum roman ve tez dışında. Onun için de bilgisayar gerekiyordu. Belki roman için şart değildi ama tez için şarttı. Zaten ne zaman tez yazsam anlatımım bozuluyor diye yazı ya da roman yazmaya kalkışıyorum. Acaba bir yerlerde yanlışlık yapıyor olabilir miyim! Gerçi hangi yanlış, kime göre yanlış. Ben istersem herşeyi yapabilecek güçteyim. Bakalım bu sefer nereye kadar dayanacağım. Hem huzursuz ve mutsuz olmak için bir neden yok. Herşey yolunda. Kontrolüm altında olmayan şeylere kafa yormayacağım artık. Çok yıpranmışım çünkü. Sabrım kalmamış. Şu andan itibaren herşeyi akışına bırakıyorum. Ve hatta deli gibi de yazmaya başlıyorum. Bu gece saçmalama hakkımı kullanıyorum. Hem de sonuna kadar. Yaşasın saçmalamak! Yaşasın hayat!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)