Pazartesi, Aralık 10, 2012

Öyle tuhafım ki bu gece…



Öyle tuhafım ki gerçekten nasıl tanımlayacağımı hatta değil tanımlamak nasıl anlatabileceğimi bile bilemiyorum.

Sanırım son bir-bir buçuk aydır sürekli beklenmeyen anlarda gerçekleşen gelişmeler beni çok yordu. Öyle bir yorgunluk ki tüm hücrelerime işledi. Önce tezde çıkan sıkıntılar, peşinden gelen iş ilanı, onun belgelerini hazırlarken alelacele yapılan KPSS tercihleri ve tam tezle ilgilenmeye başladığım anda gelen iş haberi. Hayallerimi süsleyen iş. Uğruna hayatımı ertelediğim iş. Zaman zaman neredeyse yaşam amacıma dönüşmüş olan iş. Taaaa cehennemin dibinde olan iş. Başlangıçta hiç istekli olmasam da hem başvurmazsam pişman olabileceğimi düşündüğüm hem de işi haber verip büyük bir içtenlikle koşturmaya başlayan arkadaşımı kırmamak için giriştiğim belge toplama maratonu. Başvurudaki pürüzlerin tereyağından kıl çeker gibi yokolması ve yine ansızın bir sabah uykumdan uyandırıp da ön elemeyi geçtiğim haberi ile birlikte bildirilen sınav tarihi. Telaş içinde bilet aramalar, tezle ilgili pürüzler için çözümlerin üretilmesi ve elimde duran bilet çıktısına gözüm takıldığında gidebileceğimi algılamam.

Bavulumu hazırladım bugün. Bir haftalığına gidiyorum ama daha gitmeden yaşadığım şehri özledim. Daha sınava girmedim. Sakin olmaya çalışıyorum. İçimde inanılmaz bir tedirginlik, telaş, heyecan ve panik var. Ya sınavı başaramazsam! Ya sınavı da geçmeyi başarırsam! Öyle bir kafa karışıklığı ki anlatmanın anlamı yok. Mevcut kafa karışıklığıma eklenen bu yeni durum sonunda sanırım beynim isyan etti ve çökme noktasına yaklaştı. Her şeyi unutuyorum. Unutmak neyse de yanlış hatırlıyorum. Bu yetmezmiş gibi hep sevdiğim insanlarla güzel zamanlar geçirdim son iki haftada. Bazen sessizce durup yüzlerine bakıyorum onlar birbirleriyle konuşurken. Yani şimdi ben neredeyse bin kilometre uzaklarında mı yaşayacağım? Yani onlar burada yaşamaya devam edecekler öyle mi? Başvurudan bahsettiğimde onlar da durup baktılar yüzüme. Bir kısmı çabuk toparladı, bir kısmı düşüncelere dalıp gitti. Şimdi gerçekten ben onlardan ayrı mı yaşayacağım? Saçma sapan doğum günü kutlamalarımız olmayacak mı? O sıcak sohbetlere dalıp dalıp saatleri unutmayacak mıyız? Fındık doğduğunda hastanede göremeyecek miyim yani? Ya kuzenlerimle yeni yeni kurduğum bu bağ ne olacak şimdi? Hem sohbet en sıkıcı anına geldiğinde kim alakasız ve saçma sapan bir şeyi pat diye söyleyip onları güldürmeye başlayacak? Hem ben bunu gittiğim yerde yapabilecek miyim? Akşamları vapurun balkonuna çıkıp çay içip karanlıkta martıları seçmeye çalışmayacak mıyım ben? Gece eve dönerken kafamı toplamak için önceki duraklardan birinde inip sakin sakin eve yürüyemeyecek miyim? Başıma saçma sapan şeyleri sarıp da Doğa’ya gidemeyecek miyim ben şimdi? Gidip de Göknur Abla’nın yüzü gibi sesi de gülerek “ne koydun kız kafana” demesini duymayacak mıyım? İçimden gelince Kemeraltı’na gidip kaybolamayacak mıyım ben şimdi? Arkadaşlarımla kitapçılarda buluşamayacak mıyım ben şimdi? Aklıma esince kulaklıklarımda en sevdiğim şarkılar bangır bangır yankılanırken sahile çıkıp gülümseyerek, şarkıları mırıldanarak yürüyemeyecek miyim ben şimdi? Sabahları gevrek ve boyoz yiyemeyecek miyim yani? En kötüsü de kardeşim gelmeyecek mi kahvaltıya? Çok daraldığımda Berna’yla ancak onbeş gün sonra mı görüşeceğiz yani? Başak’ta kalamayacak mıyım ben artık evde kafam bozulunca? Her an kaçabilmek için çantamda yazlığın anahtarlarını taşımayacak mıyım yani? Peki ya çocukluğumdan beri sıraya girip o mis gibi kokusunu içime çekerek aldığım kahveden içemeyecek miyim yani? Nasıl yani Cuma akşamları o akraba toplantılarına da katılamayacak mıyım yani ben şimdi? Çocukların büyüdüklerini de mi göremeyeceğim? Ama olmaz ki! Bunlar olmadan nasıl yaşanır ki! Hem babam sabahları aldığı sıcak böreği yüzümün üzerinde geçirerek uyandırmayacak mı beni? Yazları da yazlıkta olmayacak mıyım yani? Tanju Okan dinleyip içerek sabahlamayacak mıyız yani? Neredeyse kazanla mercimekli köfte yapıp da dağıtmayacak mıyım yani? Tek başıma mı yiyeceğim? Çok saçma! Neden yapayım ki o zaman? Bu sorular bitmek bilmiyor. Bir de gideceğim yere dair olanlar var ki onlar bunlardan beter. Neyse ki böyle bir değişimin bana iyi geleceğini düşünüyorum. Kısacası bir tuhafım bu gece, karışmış ve yorgun.

Salı, Aralık 04, 2012

Ben Seni Çok Sevdim...


Bugün yeni bir albüm dinledim. Şarkılardan birisi beni benden aldı resmen. Biliyorum sana bir daha yazmayacaktım. Kendime söz vermiştim. Ama şarkıyı bir duysan bana hak verirdin. Belki de sana bir itirafta da bulunurum.

Biraz şarkının sözlerinden bahsedeyim mi?

Bazen dünyada tek benim sanki en büyük dertli.
Her şey bir anda üst üste gelir yorulursun ya hani,
Sen de benimle böyle anlarda üzüyorsun ya kendini,
Kendimden çok senin üzülmen yaralıyor beni.

Ben seni çok sevdim çok,
Artık bir daha yok bu aşktan daha ötesi.
Ben tek seni sevdim çok,
Senden fazlası yok,
Yok ki daha ötesi.

Bazen karanlık günler gelse de, omuza binse de
Dertleri şöyle elimin tersiyle bir kenara ittiğimde;
İşte sen de böyle anlarda öpüyorsun ya kalbimi,
Varlığınla tüm yaralarımı okşuyormuşsun gibi.

Ben seni çok sevdim çok,
Artık bir daha yok bu aşktan daha ötesi.
Ben tek seni sevdim çok,
senden fazlası yok,
Yok ki daha ötesi.

Bahsedeyim mi derken hepsini yazdım sanırım. O kadar güzel ki. Nasıl da seni anlatıyor, nasıl da beni anlatıyor. Bizi anlatıyor. Umarım bir gün denk gelirsin ve dinlediğin anda beni düşünürsün.

Sen o bitmek bilmez sorunlarınla boğuşurken üzüldüğünde, üzüldüğüm için üzülürdün ya. Bu üzüntümü saklamayı sonraları akıl ettim senin üzüntün katlanmasın diye. Ama sen buna ne kadar inandın bilemiyorum. Sen de değişik bir yöntem geliştirdin ya zamanla. Üzgün olduğunda aramıyor, sormuyor, ortadan kayboluyordun ya. En çok o zamanlarda üzülüyordum ben. Hem çok üzgün olduğunu biliyordum, hem de benimle paylaşmadığın için daha da üzülüyordum. Bunları söylesem daha daha da çok üzülüyordun. Ne garip bir paradokstu bu yaşadığımız.

Çok yorgun, bezgin ve de üzgün olduğum günlerden birinde, arkadaşlarımdan birisiyle kahve içiyorduk. Beni böyle görmeye alışkın olmadığı için çok üsteledi. Bu durumdan bahsettim. Yanlış anlama tabii ki senin sorunlarını anlatmadım. Suratıma bakıp “Siz gerizekalı mısınız?” dedi. (Gerçi böyle yazınca kim olduğunu anlamışsındır ama neyse) Öylece kalakaldım. Sonra gülüp konuyu değiştirdi. Çok kızmıştı bana, ben de ona. Uzatmadık bu yüzden.

Benim zor zamanlarımda sen nasıl yanımda biterdin hiç anlayamazdım. Hayatta belki de hiç kimse böyle destek olmadı bana. Gerçekten üzüntümle üzülüyordun sen. “Kalbimi öpüyordun” “Varlığınla tüm yaralarımı okşuyordun” sen. Ve her şey o kadar güzel değişiyordu ki birdenbire.

Şimdilerde hayatımda birisi var. Oturup da sana onu anlatacak değilim. Bilirsin karşılaştırmalara da girmem hiç. İşte sen bilirsin beni. Ama yaralarımı okşayamıyor. Ne zaman çıkmaza girsem ya önemsemiyor ya da güldürmek için çeşitli maskaralıklar yapıp savuşturuyor. Hatta bazen böyle zamanlarımda ışık hızıyla yokoluyor. Çok uzun sürerse de üzerime gelip, bir de yeni sorunlar yaratıyor. Kendine göre bir mantığı var sanırım. Daha güçlü olmamı istiyor ve bunu da böyle yapacağını sanıyor. Göremiyor işte ne kadar kırıldığımı. Ve ben boğuluyorum böyle zamanlarda. Seni o kadar çok özlüyorum ki. Hiç kimse senin gibi olamıyor. Galiba yine çekip gitme zamanım geldi. Biliyorum bir daha senin gibisine rastlayamayacağım. Ama bulabilecekmiş gibi bir süre daha böyle yapacağım. Keşke şimdi de çıksan ortaya ve kalbimi öpsen, varlığınla yaralarımı okşasan. BEN SENİ ÇOK SEVDİM…

NOT: Bu yazıya ilham olan "Seni Çok Sevdim" şarkısı Demet Sağıroğlu'nun Hiç Özlemedin mi? albümünde yer alıyor. Sözleri Demet Sağıroğlu ve Sadık Karan'a müziği ise; yine Sadık Karan'a ait.


Pazartesi, Aralık 03, 2012

Kalbin kırılganlığı dünyadaki hiçbir şeye benzemez. Bazen nelere dayanır da sonra ufacık bir sözle kırılır.


Aslında anlatmak istediklerimin özü başlıkta duruyor bu sefer. İnanılmaz yoğun, yorucu ve stresli bir haftadan sonra, yine aynı derecede yoğun ve yorucu ama tam tersine de çok keyifli, eğlenceli bir hafta sonu geçirdim. Tam “her şey ne kadar güzel, ne kadar yolunda. Bu moralle haftaya çok hızlı başlayıp tezime konsantre olacağım” diye düşünürken beklenmedik bir şey oldu.

Gelen bir mesajla neye uğradığımı anlayamadım. Bir şey olmamış gibi akşamın keyfini bozmadım. Yine Oscar’lık bir oyunculuk sergiledim.

Tam çevremdekiler tarafından pamuklara sarılmış, sevgiye boğulmuş ve şımartılmışken çok uzaklardan gelen bir mesaj tüm olumlulukları aldı götürdü. Ama suç bende! Bana böyle şeyler yazabilmesine ben izin verdim bugüne kadar. Gerçekten tanıyan herkesin, çok narin, nadide cam bir eşyaymış gibi davrandığı Zeyno; hiç aldırmadı söylediklerine. Eğlendi hatta.

Yeri geldi küçücük bir gülümseme için kendimi yerlerde süründürdüm ya da maskaralık yaptım. Keyfi yerine gelsin diye yapmadığım kalmadı. Alıştırdım beni hırpalamasına. Gerçi ben de alıştım galiba. Çünkü zamanla şaka olduklarını fark ettim.

Bu akşam yazdığın da şakaydı belki ama nasıl oldu gerçekten bilemiyorum; çok kırıldım. Öyle böyle değil ama. Şöyle anlatayım; mesajı okuduğum anda kalbimden gelen şangır şangır kırılma sesini duyduğuma yemin edebilirim. Kulaklarım uğuldadı ve bir an çevreyle ilgili hiçbir şey algılayamadım. Çok kısa bir an. Sonra da bir şey olmamış gibi bir cevap yazdım ve eğlencenin tadını kaçırmak istemedim. Karşımdakine bunu yazma cesaretini ben verdim demek ki. İçli şarkılar dinleyip ağlıyorum. Hiçbir şey oyalayamıyor beni bu gece.

İlk verdiğim cevabın ardından tek kelime yazmadım. Sonrasında mesajların geldiğini anında görmeme rağmen uzun süre bakmadım bile. Aslında sana söylemek istediğim çok şey var. İçimdeki kırgınlığı anlatmak istiyorum ama olmuyor.

Sustum ben bu gece. Hep istediğin gibi sustum. Saçma sapan bir dolu şey yazabilirim sana belki. Ama olmuyor. Çünkü kalbim durdu. Atmıyor artık. Öyle parçalara ayrıldı ki sana yazacak tek kelime bile bulamıyor. Sözlerim bitti. Gülüşlerim bitti. Şakalarım, anlamsız çekişmelerimiz hepsi hepsi yokoldu sanki. Kalbim durdu diyorum. O olmadan yazamıyorum sana. Biliyorum umurunda bile olmayacak belki. Kimbilir ileride ben de güleceğim buna ama şimdi gülemiyorum.

Sustum işte. Hep istediğin gibi. Artık ne gece yarısı yarısı, ne sabah sabah, ne pazar pazar, ne toplantının ortasında, ne sağa sola koştururken ne de tatilde uğraşman gerekmeyecek. Sustum çünkü ben artık. Konuşamıyorum. Sana yazmak istesem parmaklarım kilitleniyor. Sustum. Tebrik ederim başardın susturdun beni. Ama beni değil kalbimi susturdun. Ben sussaydım dayanamaz konuşurdum. Ama ilk kez bu kalbim devreye girdi. Bilmiyorum ne yapacağımı. Sana yazmama izin vermiyor. Bunları görsen güler biraz daha şımarırsın değil mi? Olsun varsın. Zaten öyle şımarttım ki biraz daha olsa da olur. Benim kalbim bu kadar kırıldıktan sonra sen istediğin kadar şımarsan ne olur ki!

Küsmedim sana; küsemem ki. Hem biliyorsun küssem; geceleri uyuyamam ben. Yazamıyorum sadece. Sustum işte. Sustum sadece. Sana söyleyecek sözüm yok. Bitti hepsi. O mesajla hepsini aldın gittin. Oysa ne çok şey vardı aklımda. Neyse. Senin canın sağolsun. Ben sustum.

Cumartesi, Aralık 01, 2012

Öküze Mektup


Herkesin dönüp dolaşıp sığındığı bir liman, kendini içinde güvende hissettiği bir kalesi var. Ben geçmişime ait tüm limanları yıktım, tüm kalelerimi yaktım. Benim ne sığınacağım bir liman ne de içinde kendimi güvende hissedeceğim bir kale var artık. Kolay olmadı bunu başarmak. Çünkü her insan birilerine sığınmak, kendini güvende hissedecek bir kale ister hayatında. Ben artık istemiyorum. Sürekli geçmişimi deşmek istemiyorum. Bu geçmişimi reddetmek değil kesinlikle. Aksine kabullenmek belki de. Kabullenmek ve onu olduğu yerde rahat bırakmak.

Sevgili Öküz;

Görüşmediğimiz süre içinde ben çok değiştim. Eskiden olduğu gibi dizlerinin dibinde oturup saatlerce aile albümlerine bakan Zeynep değilim ben artık. Kedi gibi mırıl mırıl etrafında dolaşan Zeynep değilim ben artık. Bundan sonra benden olsa olsa bir kaplan olur her an saldırmaya hazır. Hatta o bile değil artık. Senden ilgi bile beklemiyorum. Değil ilgi; benimle konuşmanı bile istemiyorum ben artık.

Planlar yaparken beni dahil etme artık o planlarına. Yıllardır tepkimi ölçmek için söylediğin yalanları söyleyip gözlerimin içine bakma. Çünkü umurumda değiller. Benden seni ailene karşı korumamı bekleme artık. Senin için çeşit çeşit tatlılar yapmamı bekleme benden. Sana çaktırmadan iltifat etmemi, egonu okşamamı bekleme artık. Saçma sapan espriler yapıp bana takıldığında utangaç bir tavırla susmamı bekleme artık. Bütün gece seni dinlememi bekleme benden. Çünkü o anlattıkların artık ilgimi çekmiyor. Ailemle planlar yapıp benim de dahil olmamı bekleme. Gelmeyeceğim. Yapacağın tehlikeli şeyleri anlatıp da benden endişelenmemi bekleme. Gülüp geçince kızma bana. Çünkü onlar da umurumda değil. Güzel anılarımızı hatırlatıp bel altından vurmaya kalkışma. O güzel anıları kirletme. Sen konuşurken telefonumla oynayınca kızma bana. Hiçbir şeye tepki vermeyince çocuk gibi kızdırmak için saçma sapan laflar etme. Daha fazla küçülme gözümde. Konuşurken gözlerini bana dikip de sana bakmamı bekleme benden. Bana öyle sarılma artık. Tenime dokunma artık. Her şeyimi beğenip de saçma sapan iltifatlar etme bana. Bunların hiçbirini istemiyorum ben artık. Bana “prenses” deme artık. Yaptığım yemekleri vs beğenerek elli defa “ellerine sağlık” deme artık bana. Mümkünse benimle hiç konuşma hatta.

Bu dillendirilmeyen ama yıllardır herkesin bildiği şeyde, kendini başkalarının gözünde aklamak için uğraşma. Herkesin gözünde kendini aklasan, hatta kendi vicdanında aklasan bile ben gerçeği biliyorum.

O gece arabaya binmeden önce söylediklerin ve kardeşimin düğününde yaptıklarından sonra kendini haklı çıkaramazsın. Sen kardeşimin düğününde son şansını da kaybettin. Bunu ne zaman anlayacaksın acaba. Tüm çabaların boşuna artık.

Yaklaşık otuz yıldır süren bu gizli anlaşmayı, dillendirilmeyen bu durumu artık sonlandırıyorum. Bu otuz yılda senin için yaptıklarımın hatırına senden tek bir şey istiyorum. Hatanı ister kabul et ister etme ama artık beni azat et. Öyle kırıldım ki, “affettim” desem bile geçmeyecek ve acısını çıkaracağım bir şekilde yıllar sonra da olsa. Buna izin vermemek için beni azat et. Kendini aklamaya uğraşma. Ya da uğraş istiyorsan. Ben biliyorum haklı olduğumu. Artık bitmesi gerektiğini de biliyorum. Hoşça kal canım Öküz’üm. Çocukluk aşkım, gençlik aşkım… Hayatım boyunca her görüşte hayatımda kimin olduğuna aldırmadan aşık olduğum adam. O gece bana o sözleri söyleyen ve kardeşimin düğününde muhteşem öküzlük performansı sergileyen adam. İzin ver artık gideyim. Herkesi başka sevdim ama seni daha da başka sevdim. Keşke o talihsiz sözleri söylemeseydin ve o talihsiz hareketleri yapmasaydın. Ben yine kedi gibi mırıl mırıl dizlerinin dibinde oturur, saatlerce tek kelime bile etmeden seni dinlerdim. Ama artık istesem de yapamıyorum. İzin ver artık bana. Huzur bulduğum nadir yerlerden birini bana zindan etme artık. Küçük mucizemle bana bir şans ver. Benden bu kadar Öküzüm. Adını duyduğumda kalbim deli gibi atan öküzüm. İlk aşkım, çocukluk aşkım, gençlik aşkım, hayatımın aşkı… Ben çoktan gittim ve anla artık bunu.