Pazartesi, Aralık 03, 2012

Kalbin kırılganlığı dünyadaki hiçbir şeye benzemez. Bazen nelere dayanır da sonra ufacık bir sözle kırılır.


Aslında anlatmak istediklerimin özü başlıkta duruyor bu sefer. İnanılmaz yoğun, yorucu ve stresli bir haftadan sonra, yine aynı derecede yoğun ve yorucu ama tam tersine de çok keyifli, eğlenceli bir hafta sonu geçirdim. Tam “her şey ne kadar güzel, ne kadar yolunda. Bu moralle haftaya çok hızlı başlayıp tezime konsantre olacağım” diye düşünürken beklenmedik bir şey oldu.

Gelen bir mesajla neye uğradığımı anlayamadım. Bir şey olmamış gibi akşamın keyfini bozmadım. Yine Oscar’lık bir oyunculuk sergiledim.

Tam çevremdekiler tarafından pamuklara sarılmış, sevgiye boğulmuş ve şımartılmışken çok uzaklardan gelen bir mesaj tüm olumlulukları aldı götürdü. Ama suç bende! Bana böyle şeyler yazabilmesine ben izin verdim bugüne kadar. Gerçekten tanıyan herkesin, çok narin, nadide cam bir eşyaymış gibi davrandığı Zeyno; hiç aldırmadı söylediklerine. Eğlendi hatta.

Yeri geldi küçücük bir gülümseme için kendimi yerlerde süründürdüm ya da maskaralık yaptım. Keyfi yerine gelsin diye yapmadığım kalmadı. Alıştırdım beni hırpalamasına. Gerçi ben de alıştım galiba. Çünkü zamanla şaka olduklarını fark ettim.

Bu akşam yazdığın da şakaydı belki ama nasıl oldu gerçekten bilemiyorum; çok kırıldım. Öyle böyle değil ama. Şöyle anlatayım; mesajı okuduğum anda kalbimden gelen şangır şangır kırılma sesini duyduğuma yemin edebilirim. Kulaklarım uğuldadı ve bir an çevreyle ilgili hiçbir şey algılayamadım. Çok kısa bir an. Sonra da bir şey olmamış gibi bir cevap yazdım ve eğlencenin tadını kaçırmak istemedim. Karşımdakine bunu yazma cesaretini ben verdim demek ki. İçli şarkılar dinleyip ağlıyorum. Hiçbir şey oyalayamıyor beni bu gece.

İlk verdiğim cevabın ardından tek kelime yazmadım. Sonrasında mesajların geldiğini anında görmeme rağmen uzun süre bakmadım bile. Aslında sana söylemek istediğim çok şey var. İçimdeki kırgınlığı anlatmak istiyorum ama olmuyor.

Sustum ben bu gece. Hep istediğin gibi sustum. Saçma sapan bir dolu şey yazabilirim sana belki. Ama olmuyor. Çünkü kalbim durdu. Atmıyor artık. Öyle parçalara ayrıldı ki sana yazacak tek kelime bile bulamıyor. Sözlerim bitti. Gülüşlerim bitti. Şakalarım, anlamsız çekişmelerimiz hepsi hepsi yokoldu sanki. Kalbim durdu diyorum. O olmadan yazamıyorum sana. Biliyorum umurunda bile olmayacak belki. Kimbilir ileride ben de güleceğim buna ama şimdi gülemiyorum.

Sustum işte. Hep istediğin gibi. Artık ne gece yarısı yarısı, ne sabah sabah, ne pazar pazar, ne toplantının ortasında, ne sağa sola koştururken ne de tatilde uğraşman gerekmeyecek. Sustum çünkü ben artık. Konuşamıyorum. Sana yazmak istesem parmaklarım kilitleniyor. Sustum. Tebrik ederim başardın susturdun beni. Ama beni değil kalbimi susturdun. Ben sussaydım dayanamaz konuşurdum. Ama ilk kez bu kalbim devreye girdi. Bilmiyorum ne yapacağımı. Sana yazmama izin vermiyor. Bunları görsen güler biraz daha şımarırsın değil mi? Olsun varsın. Zaten öyle şımarttım ki biraz daha olsa da olur. Benim kalbim bu kadar kırıldıktan sonra sen istediğin kadar şımarsan ne olur ki!

Küsmedim sana; küsemem ki. Hem biliyorsun küssem; geceleri uyuyamam ben. Yazamıyorum sadece. Sustum işte. Sustum sadece. Sana söyleyecek sözüm yok. Bitti hepsi. O mesajla hepsini aldın gittin. Oysa ne çok şey vardı aklımda. Neyse. Senin canın sağolsun. Ben sustum.

Hiç yorum yok: