Cuma, Nisan 07, 2017

Adım Adım Büyük Duygusal Patlamaya Doğru...



Sıradan bir iş gününde; yine ruhum benden çok uzaklardayken amaçsızca alışveriş sitelerinde dolanırken birdenbire gözlerim doldu.

Aslında herşey dışarıdan normal görünüyordu. O kadar normal görünüyordu ki ben bile inanmak üzereydim herşeyin normal olduğuna. Son birkaç haftadır üzerime çöken anlamsız neşenin gerçek olduğuna, insanlara karşı eskisi kadar duyarlı olmamamın, alınganlığımın yokolmasının güzel bir gelişme olduğuna, Güneş'in gerçekten bok çeneli komik bir adam olduğuna ve onunla vakit geçirdikçe ondan uzaklaştığıma inanmaya başlamıştım. Tuhaf olan tek şey artık bu şehirde yaşamak istemediğime emin olmam ve buralardan asla kurtulamayacakmış gibi hissedip ara ara çok daralmamdı. Haaa bir de Ege, İzmir lafı geçince istemsizce iç çekişlerim, içinde İzmir lafı geçen şarkılarda gözlerimin dolu dolu olması hatta Ege şivesi duyunca bile gözlerimin dolması ilginç geliyordu. Yılbaşına doğru her yanımı saran, burnumun direğini sızlatan özlem gibi de değildi.

"Her geçen gün bu şehirde yavaş yavaş öldüğümü hissediyorum". Kendi parmaklarımdan bir anda dökülen bu cümleye uzun uzun baktım arkadaşıma yollamadan önce. Bilemedim nereden çıktığını öyle ansızın. Belki de asıl sorun buydu ama çözemiyordum.

Devam eden bu garip ruh halimle oradan oraya savrularak fiziksel olarak da çökme noktasına gelmeyi başardım. Her hafta düzenli olarak devam ettiğim kursa ek olarak her hafta minimum bir kültür sanat etkinliği ile normalde düzene sokamadığım evi istediğim kadar olmasa da (o düzeni oluşturabilmesi için benden bir tane daha olması gerekiyor)rayına oturttum.

Patlamaya az kaldığını biliyordum. Bir gün önce bir gök taşının Dünya'nın çok yakınından geçeceğine dair NASA'nın açıklamalarını konu alan haberi okurken birdenbire çok sevindim. Oda arkadaşıma dönüp, haberi özetleyip "Belki de Dünya'ya çarpar. Düşünsene ne harika olur. Hepimiz birden ölürüz." Yorum yapmamayı tercih etti nedense. O anki sevincimi bunları söyledikten sonra farkedip şaşırdım ama üzerinde durmadım. Ne de olsa herşey yolundaydı.

Patlamadan önceki akşam karşılaşmak bile istemediğim eski erkek arkadaşımla yarım saat çay içmek için çıkıp, beş saat sonra eve döndüm. İşin tuhaf yanı çok da eğlendim. Berna'ya eski erkek arkadaşımla (adamdan yazılarımda bile bahsetmediğim için takma ad dahi vermemişim. Odun desem Kel Kütük'e ayıp, gerizekalı desem kendilerine gerizekalı dediğim T.foş'la Küçük Mucizeme ayıp olacak, "öküz" zaten var ve Öküzü onunla aynı kefeye koymak imkansız- Böyle bir durumda terazi mancınık işlevi kazanıp Öküz'ü uzaya fırlatır (O derece ağır basar yani)-Adam tam bir mal! "Mal" (mal diye adlandırılan tüm hayvanlardan özür diliyorum)... (Eyvah yazıyı bir an önce bitirmeliyim yeni bir patlama gerçekleşmek üzere) çay içmeye gideceğimi yazdığımda ciddiye bile almamış. Şaka yaptığımı sanmış. Hayat bana her gün böylesi anlamsız şakalar yaparken ben böyle bir şaka yapsam çok da yadırganamazdı tabii.

Patlamaya az kaldığını biliyordum.Ama bunun böyle olacağını tahmin bile edememiştim. Bir süredir verimli çalışamıyordum. Sürekli aynı alışveriş sitelerinde anlamsızca geziniyor, takip ettiğim tüm edebiyat, tiyatro ve sanatla ilgili siteler sıkıcı geliyordu. Hiç bakmıyordum bile onlara. Saçma sapan kıyafet ve dekorasyonla ilgili sıradan sitelerde geziniyordum. Sonra birden özel tasarımların olduğu o çok sevdiğim site geldi aklıma. Rengarenk fincanların olduğu kısma girdim. Önce renklerini, formlarını inceledim. Bambaşka bir aleme dalmıştım sanki. Çok güzellerdi gerçekten. Sonra " Madem öyle neden bir delilik edip kendime bir fincan almıyorum" dedim. Sonra "Acaba ikili olanları var mı?" diye bakmaya devam ettim. Onlar da muhteşemdi. Veeeee "Bu fincanlarla Güneş'le evde karşılıklı kahve içemedikten sonra hiçbir anlamı yok ki!" Önce daha derin soluk alış verişler... "Ekrana birşeyler oluyor bulanıklaşmaya başladı." "Gözlerim yeni kullanmaya başladığım farklı marka göz kalemi yüzünden mi yanıyor acaba?" Böyle abuk sabuk şeyler düşünürken oyunbozan bir su damlası klavyeye düşüverdi. O saatten beri ağzıma kahve koymadım. Sanırım kahve fincanlarına karşı alerjim var. Gözlerimi yakıyor ve yaşartıyor. Hatta fincanlar aklıma gelince bile aynı etkiyi yaratıyor.