Bugüne kadar söylemek istediklerimi söyleyemediğim bir çok kişiye ellerine hiçbir zaman geçmeyecek olan mektuplar yazdım. Bu da onlardan biri olacak sanırım.
Seni ne kadar ve nasıl sevdiğimi hiç anlayamayacaksın. Biliyorum. Bunu sana söyleyecek cesaretim asla olmayacak, olamayacak. Günün birinde bu cesaretim ve şansım olsa ve ben söylesem, anlatmaya çalışsam da sen asla anlayamayacaksın.
Seni, o hiç sevmediğim renkteki ve dökülmeye başlayan saçlarınla sevdim. Vücuduna göre oransız derecede büyük olan kafan ve anlamsız derecedeki uzunluktaki yüzünü sevdim senin. O yüzün noktalandığı çirkin sivri çenenle sevdim seni. Daracık omuzların ve kamburca duruşunla sevdim seni. O hiç beğenmediğim giyim tarzınla ve sürekli elinde taşıdığın çantanla da sevdim seni.
O ukala tavırlarını, herşeyi ben bilirim havanı da sevdim senin. Yemek masasında otururken kendine olan büyük güveninle arkana yaslanıp, etrafı küçümseyerek seyretmeni bile sevdim senin. Çünkü gerçekte senin bu ukala, kibirli ve kendini yüksekte gören birisi olmadığını gördüm ben. Geceleri gördüğün kabuslardan gözyaşlarınla uyandığında, en içten en kendin olduğun zamanlarda tanıdım seni. Birlikte seyrettiğimiz o duygusal sahnelerde çaktırmadan gözyaşlarını silerken tanıdım seni. Canım yandığında ya da bitmeyen diş ağrısına dayanamayıp ağladığımda salondan çıkıp koridorda ağlayıp geri geldiğin anlarda sevdim seni.
Çok düşündüm hayatın başka türlü olsaydı sever miydim seni diye. Bu kadar mükemmel bir işin, bu kadar çok mal varlığın olmasaydı da sever miydim diye. Hepsini tek tek ayıkladım kafamda. Sadece sen kaldın. Ve her defasında ben geriye kalan bu "sen"i daha çok sevdiğimi farkettim. Sen ne düşündün bilmiyorum.
O işlerinin yoğunluğu içinde bana verdiğin sözleri unuttuğunda hep çok üzüldüm. Ama beni unuttuğunu düşündüğüm için değil, farkettiğinde ne kadar çok üzüleceğini bildiğim için. Hatta kimi zaman söylemedim ki üzülmemen, kendini suçlu hissetmemen için. Ama her seferinde ben yine üzüldüm. O yağmur altında bir saate yakın seni beklediğim gün de yine senin için üzüldüm.
Seni o kadar iyi tanıyorum ki, ne senden ne de sevginden bir gün bile şüphe duymadım. İtiraf ediyorum işini çok kıskandım. Onun dışında ben sana kızmadım, hiç darılmadım, hiç alınmadım.
Şu anda da bu akşamki tiyatro planımızı unutup kırk yılda bir yaptığın gibi arkadaşınla o köhne barda eski günlerinizi yadediyorsunuz. "Ne zaman geliyorsun" diye aradığımda arkadan gelen o eski rock parçasından anladım ki Muhsin'le birlikte malum mekandasınız. "Şimdi arayacaktım, yemeğe bekleme hayatım" dedin. Biliyorum ki konuşmaya dalmıştın ve bunu bana söylerken yüzün kızardı, bu halini gören Muhsin yüzünde alaycı bir ifadeyle senin taklidini yapmaya başladı. Aşkım iyi vakit geçir e mi? Ve de tiyayroyu sakın hatırlama. En azından bu akşamlık.
Seni seviyorum...
Not: Keşke geçen sene bugün Muhsin'i dinleyip taksiyle dönseydin eve. Tiyatroya gideceğimizi hatırlayıp hatırlamadığını hiç öğrenemeyeceğim. Umarım hatırlamamışsındır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder