Pazartesi, Kasım 19, 2012
Sözün Bittiği Yer…
Yıllar yıllar önceymiş. Türkiye’nin unutulmaya yüz tutmuş şehirlerinden birinde, memur eşleri kendi aralarında gün toplantıları yaparlarmış. Bu günlere katılan memur eşlerinden ikisi aynı yaşlarda kızları olduğunu öğrenip kızları tanışmaları için cesaretlendirmişler. Ama kızlar o kadar utangaçlarmış ki bu işe yanaşmamışlar.
Araya yıllar, yollar girmiş. İki aile farklı yerlere tayin olmuşlar. Yıllar sonra bu iki kız; Zehra ve Mefküre; bu sefer İzmir’de, çalıştıkları devlet dairesinde tanışmışlar. Birbirlerini öyle çok sevmişler, öyle güzel bir arkadaşlık kurmuşlar ki herkes gıptayla bakmış onlara. İlk heyecanlarını birlikte yaşamışlar. Çok yakın zamanlarda evlenmişler. İkisinin eşlerinin meslekleri de aynıymış. Mobilya alışverişine birlikte çıkmışlar. Aynı model salon takımları almışlar kendilerine. Kaderin kendilerine yazdığı benzer yazıları bilmeden benzer şekillerde döşemişler evlerini.
Arkadaşlarıyla toplanırlarmış belli zamanlarda. Çok eğlenceli bir grupları varmış. Zaman güle oynaya, keyifli sohbetlerle geçermiş.
İlk çocukları on dört gün arayla doğmuşlar, Zeynep ve Bülent. Mefküre ne zaman “aralarında on beş gün var” dese Zehra hemen gülümseyen yüzüyle “hayııır on beş değil on dört gün” diye düzeltirmiş arkadaşını. Birlikte tatile çıkarlarmış. Çok güzel zaman geçirirlermiş Bülent ve Zeynep’in atışmalarına rağmen. Atışmalarının hemen ardından, genelde atışmalarına neden oyuncağı da fotograf karesine alarak fotograflarını çekerlermiş çocuklarının. Aslında Zeynep’le Bülent de birlikte zaman geçirmeyi severlermiş. Ama çocuklarmış işte.
Her şey yolunda giderken; önce genç yaşta Zehra’nın sağlık sorunları başlamış. Kalp kapakçığı değiştirilmiş ve hain bir pıhtı beynin konuşma merkezini gözüne kestirmiş. Zehra sonraki hayatında asla eskisi kadar güzel ve akıcı konuşamamış. Ama o kadar güzel, o kadar anlamlı bir yüzü varmış ki anlatmak istediklerini bir şekilde anlatırmış. Bu dönemde Mefküre, Zehra’yı yalnız bırakmamış. Hiçbir şey olmamış gibi görüşmeye, ne dediğine dair bir ipucu alabilir miyim diye Zehra’nın eşinin yüzüne bakarak konuşmaya devam etmiş.
Araya yine yıllar ve yollar girmiş. Zehra ve Mefküre’nin eşlerinin tayinleri çıkmış ve yakın zamanlarda İzmir’den ayrılmışlar. İzmir’den ayrılmadan birkaç yıl önce Mefküre’nin sağlık sorunları başlamış; ilk büyük ameliyatını olmuş, iki kez hayata döndürüldüğü. Farklı şehirlerde yaşadıkları dönemlerde Zehra ve Mefküre birbirilerini aramayı hiç ihmal etmemişler ve İzmir’e geliş tarihlerini bir şekilde denk getirip, annelerinin evlerinde görüşmüşler. Çocuklar büyüyorlarmış. Her seferinde farklı dünyalarını paylaşmışlar birbirleriyle Bülent ve Zeynep.
Yıllar sonra iki aile tekrar İzmir’de yaşamaya başladıklarında; Zehra ve Mefküre’nin sağlık sorunlarıyla boğuşmaya devam ediyorlarmış. Hala net konuşamayan Zehra ve sürekli ameliyat olan Mefküre; artık mobilyaları farklı olan evlerinde ya da dışarıda eskisi gibi görüşüyorlarmış. Her görüşme biraz buruk da olsa yine de birbirlerini görmekten mutlularmış. Artık birlikte tatillere gitmiyorlarmış ama birbirlerini yazlıklarında ziyaret ediyorlarmış.
Bülent’in düğününde Mefküre en az Zehra kadar heyecanlıymış. O gecenin nasıl geçip gittiğini hiçbir zaman anlayamamış. Geriye sadece Zehra, Mefküre, Zeynep, Bülent ve ailenin yeni üyesinin olduğu fotograf kalmış. Zeynep kendisinin poz vermesini beklemeyen fotografçıya çok kızmış fotografı gördüğünde. Birkaç yıl sonra Mefküre’ye bir bayram ziyaretine Zehra, eşi ve oğluyla geldiğinde, Bülent’e eşini soran Zeynep’e konuklar gittikten sonra gecikmiş açıklama yapılmış. Aile albümünden düğün fotografı çıkarılmış. Zeynep kaşla göz arasında nefret ettiği fotografını çaktırmadan saklamış. Ne kadar unutulması istenen olaylar arasında yer alsa da yine saklamak gerektiğini düşünmüş.
Zamanla Zehra’nın sağlık sorunları yine artış göstermiş. Çok sıcak bir yaz günü, Mefküre çok sevdiği arkadaşını ameliyattan önce görmek için, Zehra’yı yazlıklarında ziyaret etmek istemiş. Buna yanaşmayan Zeynep’e “Belki de Zehra Teyze’ni son görüşün olacak. Geleceksin” demiş. Daha önce hiçbir yere zorla götürülmemiş olan Zeynep önce şaşırmış ve sonra annesinin nasıl böyle bir duygu sömürüsüne giriştiğini çözememiş. Yolu burunlarından getirerek gitmiş. Zehra; her zamanki güler yüzüyle karşılamış onları. Tüm gün iki aile çok güzel zaman geçirmişler. Birbirinden güzel fotograflar çekilmişler Zehra ve Mefküre’nin merkezde olduğu. Zehra “canım canımmm” diyerek sarılarak yolculamış Mefküreleri.
Zeynep hiçbir zaman akıl sır erdirememiş annesinin söylediği lafa. Sürekli içinden “Bu nasıl bir duygu sömürüsü! Bunu bana nasıl yapabilir. İnsan arkadaşı için böyle der mi hiç!” diye içi içini yemiş.
Zehra ameliyattan sonra yoğun bakıma alınmış. Zeynep sürekli merak içindeymiş. Ama yoğun bakım süresi uzadıkça uzuyormuş. Bülent ve babası hastane bahçesinde arabada kalmaya başlamışlar. Zeynep babasına sürekli baskı yapıyormuş Zehra’nın eşini araması için. Mefküre ve eşi bir değişiklik olduğunda haberleri olacağını bildiklerinden ve rahatsız etmemek için çekinirlermiş aramaktan. Kavga dövüş aranırmış bazıları. Zeynep arada çaktırmadan Bülent’i ya da Bülent’in kuzenini arayıp durumu soruyormuş. Biliyormuş. Zehra Teyze’si iyileşecekmiş. Aradan geçen altı ayın sonunda hala inatla her çalan telefonda güzel haberi bekliyormuş. Annesi böyle saçma sapan bir konuda haklı çıkmamalıymış. Ama o haber hiç gelmemiş.
Mefküre ve Zeynep cenazeye gidecek gücü kendilerinde bulamamışlar. Mefküre’nin eşi gitmiş. İlk haftanın sonunda da Mefküre, eşi ve Zeynep birlikte gitmişler. Zeynep hala o güzel yüzlü, o gülen gözlü Zehra Teyze’sinin öldüğüne inanamıyormuş çünkü Zeynep hayatında ilk kez kötü bir şeyin olmayacağına bu kadar içten inanmışmış. Yıllarca gidip geldikleri eve girip de gözü yaşlı insanları görünce inatlaşmayı bırakmış ve tüm akşam ağlamış susmamacasına.
Birkaç yıl sonra Mefküre de kalp sorunları yaşamaya başlamış. Büyük bir ameliyat atlatmış. İzmir’in dalında en iyi doktoru, Zehra’nın doktoru, yapmış ameliyatı. Her şey yolundaymış ama bir yılı doldurmadan Mefküre Zehra’sına kavuşmuş. Defalarca kaderleri kesişen Mefküre ve Zehra sonunda, belki de doktorları sayesinde hiç ayrılmamacasına birbirlerine kavuşmuşlar.
Geriye sadece fotograflar kalmış. Zeynep Zehra Teyze’sinin ölüm yıldönümünde Bülent’le yazışmış gördüğü fotograf üzerine. Ama Bülent’e “Bütün o oyuncaklar senin olsun. Ben hiçbirini istemiyorum. Sadece geri gelsinler” diyememiş. Tüm gece ağlayarak fotograflara bakmış.
Sözün bittiği yer mi! Dillere pelesenk olduğu gibi her durum için geçerli değildir. Sözün bittiği yer ölümdür.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder