İyi bir hikaye anlatıcısı mıyım bilmiyorum ama burada çok güzel hikayeler biriktiriyorum. Bir fanusun içinden çıkmış ve gerçek hayatla tanışmış gibiyim bugünlerde. Yıllarca süren bir uykudan uyanmış gibi. Belki de o yüzden günlerdir kendime gelemeyişim. Bu durgun, bu dengeli, bu alışılmadık hallerim. Hayat! Kendi oyununun içinde ne beklenmedik hamleler yapıyorsun.
Bir öğlen yemeği sonrası çay içerken kalabalıklar içinde gördüm onu. Çapraz masalardan birinde oturanların başında dikiliyordu. Gülümsediğinde dünya da gülümsüyordu. Öyle bir ışık saçıyordu ki etrafına gözlerimi ayıramıyordum. Bir süre sonra kendi masamda devam eden sohbete döndüm. Ama ara ara da gözlerim masadan uzaklaşıyor ve onu arıyordu. Tıpkı romantik komedi filmlerindeki klişeler gibiydi. Tek bir kişiyi ve kendisinden yayılan ışığı görüyordum. Gittiği yerdeki herşey herkes flulaşıyordu. Sadece o vardı. O ve ışığı. Ama bu aşk gibi birşey değildi. Bundan da emindim.
Birkaç hafta sonra boynunda bir poşuyla geldi ve yine aydınlattı gittiği yerleri. Nasıl olmuştu da bir yıldır hiç görmemiştim. Kim olduğunu çok merak ediyordum. Ama doğal olarak da soramıyordum. Sonra yanımıza geldi ve bir arkadaşımın omzuna elini koyarak baba gibi "nasılsın evlat" dedi. Kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Işıl ışıldı yine. Birkaç cümle konuştuktan sonra gitti. Arkadaşıma dönüp sordum "kimdi bu böyle" diye. "Çok farklı değil mi" dedi gözlerinin içi gülerek. Personel bölümünde çalıştığını söyledi "Veli" abinin.
Haftalar sonra Hukuk Müşavirliği'ndeki inşaatı kontrol etmek için kestirme yoldan gidip Personel bölümündeki çıkışı kullandım. Dönerken Veli abi dışarı çıkmış sigarasını yakıyordu. İşe geri dönmeliydim ama içimden gelmedi. Hiç aklımda yokken ben de çantamdan çıkarıp yaktım sigaramı. Karlar yeni erimişti ve her yer çamurdu. Konuşmaya başladık havadan. Gerçek anlamda havadan. Gözlerinin içine baktım. Ta içine baktım. Biraz daha baksam sanki hakkındaki herşeyi görebilecektim. Öyle duru, öyle net ve öyle ışıl ışıldı ki. Çocuk gözleri gibiydi gözleri. Öyle berrak, öyle doğal. Böyle kötü bir havada oğlunu Ankara'ya ameliyata nasıl zorlukla götürdüğünü anlattı buğulu gözlerle. Gözlerimi alamıyordum gözlerinden. Birden buğulandı gözleri. Bir an iki damla gözyaşı daha fazla duramayıp aşağıya doğru süzülecek sandım. Soramadım hiçbirşey. Konuyu değiştirdik az sonra ve yine gülmeye, ışıldamaya başladı çocuk gözleri. Zamanım yoktu ama sigaram da bitsin istemiyordum. Yalancı nefesler aldım arasıra. Biraz sonra sigarası bitti ve içeri girdi. Elimde sigaram öylece kalakaldım. Büyülenmiş gibiydim. Sesi nasıldı, nasıl konuşuyordu hatırlamıyordum. İşin kötü yanı adını da unutmuştum.
Daha sonraları her karşılaşmamızda çocuk gözlerle sıcacık merhabalar, iyi günler, afiyet olsunlar ve iyi akşamlar dilekleri yolladık birbirimize.
Yaz başında roka tohumu ve taze soğan yetiştirmek için minik soğanlardan arama faaliyetlerine giriştim. Pazara gitmiyordum ellerimle seçme zevkinden mahrum bırakıldığım için buradaki pazarda. Arkadaşlarımdan birisi Veli abiye söyleyeyim o bulur dedi. Veli abi kimdi bir türlü hatırlayamadım. "Görmüşsündür" dedi sadece arkadaşım. Üzerinde durmadım. Havaların ısınmasıyla birlikte bende de ufak hareketlenmeler başladı ve pazara da gitmeye başladım. Dün pazarda tohum sorduğum arkadaşımla karşılaştım. Onunla laflarken "aaa bak Veli abinin tezgahı burada" dedi. Kafamı kaldırdığım anda o da başını çevirdi ve çocuk gözlerle gözgöze geldim yine. Bir an öylece kalakaldım galiba. "hoşgeldiniz" dedi uzaktan gülümseyerek. Ben de "hoşbulduk" dedim yine gülümseyerek. Üzerindeki yarım kollu beyaz fanilası, önündeki önlüğüyle diğer pazarcılardan hiçbir farkı yoktu neredeyse, yaydığı ışık dışında. Göz göze kaldık bir an; sonra birden bire çocuk gözleri utandı ve buğulandı. Ne yapacağını bilemedi. Kafasını çevirdi yine döndü baktı. Yine gülümsedim. Onun utandığını görünce "keşke görünmez olabilseydim de o anda beni göremeseydi" dedim içimden. Bir daha bakamadım. Arkadaşımla biraz daha laflayıp hızlı adımlarla uzaklaştım. Uzaklaştım ama o buğulu çocuk gözler beynime kazındı ve gözlerimin önünden hiç gitmedi. Oğluna ne oldu Veli abinin? Neden pazarcılık yapmak zorunda bu adam? Ve bunda utanılacak ne var? O çocuk gözlere nasıl bakacağım bir daha? Güzel adam, ışık yayan adam, çocuk gözlü adam sakın utanma.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder