Perşembe, Eylül 20, 2012
Ceviz :)
“İnsanlar hakkında hiç yanılmam” demek isterdim ama diyemiyorum. Yıllardır öyle çok kandırıldım, öyle çok hayal kırıklığına uğradım ki bu duruma alıştım. Uzun zamandan beri ilk kez birisine güvenmedim. Kalkanlarımı, zırhlarımı kuşandım ve en ufak bir sataşmada bile savaş açtım, saldırıya geçtim. Bununla da yetinmedim; sürekli kalkanlarım ve zırhım hazır bekledim. Zaman zaman dalga geçerek, zaman zaman aşağılayarak ve daha da beteri yok sayarak bu savaşa devam ettim. Hem de ortada bir neden yokken. Savaştığım ‘O’ muydu yoksa kendim miydim bilemiyorum. Bu anlamsız savaş içinde beni sürekli destekleyen insanlar vardı. Hatta bu savaşa çanak tutarak, savaş naraları atanlar bile vardı. Tek bir kişi dışında: Başak. Başak her ne kadar tanımasa da sürekli bu kadar kötü olamayacağından, buna inanmak istemediğinden ve içinden gelen o olumlu histen bahsetti. Her konuşmamızda Başak’ı dinledim; ama söylediklerine pek ihtimal vermedim. Ancak binde bir olabilecek bir şeydi çünkü ve ben de o oranda göz önünde bulundurdum. Bir gün güzel bir benzetme yaptı. Belki ‘O’ bir cevizdi ve o kalın kabuğunun altında başka birisi gizleniyordu. Bense hala o cevizin içinin çürük olduğunu ve kokusunun bana kadar geldiğini iddia ediyordum. O sert kabukta bir çatlak yaratmak için bile uğraşmanın hiçbir anlamı yoktu benim için. Kabuğuyla, içiyle, çürüğüyle tam bir zaman kaybıydı Hulki! Uzun bir süre, bu sinir savaşını karşılıklı sürdürdük Hulki’yle; ta ki onunla ilgili gerçeği bir tesadüf sonucu öğreninceye kadar. Aşk tesadüfleri sever mi bilmem; ama hayat kesinlikle seviyor. Öğrendikten sonra, yaptıklarımdan utandım, hatta bununla yetinmeyip kendime kızdım ve kendimi suçladım. Bir sonraki buluşmamıza tüm silahlarımı, zırhlarımı, kalkanlarımı evde bırakıp gittim. O anlamsız gerginlikten sonra ilk kez Hulki’nin yanında kendim gibiydim işte. Önce, çok tedirgin oldum ve ‘bunu yapmamalıydım’ dedim kendime; ama zaman biraz ilerledikten sonra, acaba Başak haklı mıydı diye düşünmeye başladım. Yoksa gerçekten kalın kabuklu bir ceviz miydi de kabuğunu mu çatlatmayı başarmıştım? Gidişat birdenbire değişti derken; kalkansız, zırhsız ikinci ya da üçüncü buluşmamızda, her şey yine eski haline döndü. İtiraf ediyorum hazırlıksız yakalandım ve ilk darbeyi aldım. Ancak savunma yerine saldırıya geçtim. Öyle kötüydü ki! Tartışırken kendimi tanıyamıyordum. Sanki başka birisi benim yerime geçmiş de ben olayları dışarıdan seyrediyordum. Tam tartışmanın en alevli anında, birden burnuma taze bir ceviz kokusu geldi. Hulki, komik bir şey yaptı. Durduk ve gülmeye başladık. Sonra durup durup yeniden tartıştık. Bittiğinde ikimiz de şaşkın durumdaydık ve ne yapacağımızı bilmiyorduk. Hulki, o tuhaf gözlerini üzerime dikmiş, bana bakıyordu. Sonra sigara paketini eline aldı, içinden iki tane çıkardı ve gülümseyerek birini bana uzattı “barış çubuğu” diyerek. Yine taze ceviz kokusu etrafı sarmıştı. Nuray yanımıza uğradığında, konu kapanmıştı ve hiçbir şey olmamış gibi sohbet etmeye başlamıştık. Keyifli geçen bir sohbetin ardından “görüşürüz” diyerek kalktı masadan Hulki. Nuray’a tartışmamızdan bahsettiğimde inanamadı. Bugüne kadar bizi hiç bu kadar neşeli ve keyifli görmediğini söyleyiverdi.
Sonraları Hulki’yle daha sık görüşür olduk. Her seferi ayrı bir keyifti. Ara ara o kabuk kendini yenilese de bir kez kırıldığı için, o gerginlik uzun sürmüyordu. Her şey yolunda gitmeye başlamıştı. Bir gün beni aradı ve sonunda beklediği telefonun geldiğini, İzmir’den taşınacağını söyledi. Hem mutluydu hem de buruk. Son kez buluştuk taze ceviz kokuları içinde. Başak hiç karşılaşmadı onunla. Ama eminim karşılaşsaydı, “inanılmaz bir enerji aldım Zeynep” derdi. Şimdi ne zaman ceviz yesem içim burkuluyor, dalgınlaşıyorum. İtiraf ediyorum Hulki:
Seni çok özlüyorum!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder