Oturmuş televizyon karşısında kahvaltı keyfi yapıyor ve bir yandan da bugün yapmak istediklerimi nasıl yetiştireceğimi düşünüyorken televizyonda okunan şiirle kendime geldim. Ne kadar da güzel okuyordu okuyan kişi Attila İlhan'ın "Ben Sana Mecburum" şiirini. Kafamın içinde dönen binbir düşünceyi elimin tersiyle bir köşeye ittim; alelacele yapılan temizlikte tozları, gübürleri halının altına doğru süpürür gibi. Keyifle şiiri dinledim. Kafamın içinde tarttım, hayaller kurdum. Ne kadar uzun olmuştu acaba şiir okumayalı ya da dinlemeyeli? Ne zaman çıkarmıştım şiir okumayı hayatımdan? Şiir yazmayı çıkartışımdan sonraydı orası kesindi. Sonra farkına vardım ki bu düşüncelere kısa zaman önce de dalmıştım; yine güzel okunan güzel bir şiir duyduğumda. Ne zamandı acaba diye hatırlamaya çalıştım. Üzerinden çok fazla geçmiş olamaz. Taş çatlasa iki ay olmuştur. Dinlediğim güzel birkaç şiirin ardından "Bu gece şiir okuyacağım" diyip kitaplığımdan birkaç şiir kitabı seçip yatağıma geçtiğimi ve loş ışığın altında hangisini okusam diye gözden geçirdiğimi ve rastgele birisiyle başladığımı da hatırlıyorum. Sonrası şiirler üzerinde hızlı bir göz gezdirmece. "Evet hatırlıyorum, bunu da hatırlıyorum.Aaa bunu nasıl unutmuşum hıh şimdi hatırladım. Hadi artık uyuyayım." ile son bulan,seyahat şirketlerinin düzenlediği, neyin ne olduğunun doğru dürüst anlaşılmadığı hızlı bir şehir turu gibiydi. Şiir böyle okunmaz ki!!
Acaba ne zamandır herşeyi böyle çabuk çabuk yapmaya çalışıyorum. İşlerin yoğunluğundan mıdır yoksa hayatın temposundan mıdır bilemedim ama son zamanlarda her işi çok büyük bir aceleyle yapmaya çalıştığımı farkettim. Televizyon seyrederken kanallar arasında hızlı gezinti, kitap okurken akıcı ve kolay okunur olanları seçip, kitap ayracının hangi sayfayı işaret ettiğine aşırı derecede dikkat göstererek tek bir satırı bile yeniden okumaya zamanım yokmuş gibi acele ederek, banyodan çok çabuk çıkmaya çalışarak, sigara içecek zamanım olmadığı için yollarda yürürken hem sigara içip hem de yapmam gereken telefon görüşmelerini yaparak, elişlerimi bile bir an önce bitsin hırsı ve acelesiyle keyfini çıkarmadan görev savmak için yapmak... Örnekler kafamın içinde sürüp gitti. Bunca acelenin sonucunda yapmam gerekenleri yetiştirebiliyor muyum peki? Tabii ki hayır. O zaman neden böyle yapıyorum sonuç değişmiyorsa? Bu sorulara da ayıracak fazla zamanım olmadığını farkettim ve bir karar aldım. Bugün tüm işlerimi acele etmeden sakince yapacağım. Zaten düşündüklerimi gerçekleştirmem için benden iki ya da üç tane daha lazım. O yüzden keyif çayımı içerek, kanallar arasında hiç gezinmeden şiir okunan programı seyretmeye devam ettim. Bir yanda bilgisayar olmadan televizyon seyretmek ve çay içerken başka bir iş yapmamak ne kadar da güzelmiş. Hava da pek güzelmiş bugün. Keyfim yerine gelmiş ve rahatlamıştım ki program sona erdi. Reklamlarla karşı karşıya kalıverdim aniden. Birden alelacele temizliğin ertesinde kapı çalınmış ve bir sürü misafir gelmiş gibi oldu kafamın içine. İnsanlar gezinmeye başladılar. Maalesef birisinin ayağı halının köşesine takıldı ve tüm tozlar ortalığa yayıldı. Yine kafamın içinde yapmam gereken yüzlerce iş etrafa saçıldı ve aceleyle onları teker teker temizlemem gerektiğini farkettim. Böylece bir program süresince devam eden sakin yaşam düşüncesi bu kalabalığın içinde gözden kayboldu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder