Perşembe, Mart 13, 2014

Dolu Yağdı mı Gerçekten?

Dışarıda dolu yağıyordu ve ben pencerenin önünde, sırtı pencereye dönük sandalyede, dizlerimin üzerinde oturmuş dışarıyı seyrediyordum. Gökyüzünden tuhaf bir ışık yüzüme vururken, benim gözlerim karşımda resmen yeşil bir duvar oluşturan alandaki ağaçların dalları arasında şuursuzca geziniyordu. Bilgisayardan Ajda Pekkan'ın "atlı karınca dönüyor dönüyor dönüyor" diyen sesi hayal meyal kulağıma geliyordu.

Dışarıda dolu yağıyordu ve ben dışarıyı seyrediyordum. Önce oda arkadaşım yokoldu, sonra o yeşil duvarın üst kısmından geçen yol yokoldu. Az önce giden kargo aracı geri geldi ve sonra yokoldu. Bilgisayardan gelen müziğin sesi gittikçe azaldı ve sonunda müzik belli belirsiz bir hal aldı. Ne çaldığını duyamıyorum ama umurumda da değil. Sadece ağaçlar, ağaçların yeni yeni yeşermeye başlayan dalları ve gökyüzünden düşen minik buz topları var şimdi. Yüzüme vuran ışığı hissediyorum. Sanki güneş herşeye rağmen hala varlığını kanıtlamak istercesine ışıldamaya bana mesaj vermeye çalışıyor. Ancak benim gözlerim sadece dalları, yeni yeşeren yaprakları, kadife dokulu kara yosunlarıyla kaplı ağaç gövdelerini ve gittikçe büyüyen buz toplarını görüyor. "Buz bunlar. Buz topları. Neden seyrederken üşümüyorum da anlamsız bir şekilde içime bir sıcaklık yayılıyor?" Cevap geliyor ardından. "Çünkü senin bu sıcaklığa ihtiyacın var. Çok üşüdün yıllar boyunca. Artık ısınma zamanın geldi" "Ben üşümüyorum ki. Hem ellerim sıcacık. Ama neden gözlerimi dışarıdan ayırıp da ellerime bakamıyorum?" "Çünkü çok üşüdün. Çözülmeden önce hep böyle olur" "Ben üşümüyorum işte! Yeter artık. Dolu ne zaman duracak? Ağaçların çiçekleri döküldü hep!" "Eğer çiçek açmış bir ağaçsan; her an dolunun yağma olasılığı olduğunu bilmelisin. Bu sene çiçeklerinin en çok olduğu zamanda dolu yağıp hepsini senden ayırsa da, seneye yine çiçeklerinin açacağını da bilmelisin." "Dizlerim uyuştu artık, dursun dolu. Hem üşümüyorum ben." "Peki. Bu sefer şimdilik bu kadar. Artık ısınmaya başladın nasıl olsa." Birdenbire dolu yağmura dönüşüyor ve yağmur yavaş yavaş diniyor. Gözlerimi kırpıştırıyorum. "Ne tuhaf bir ışık bu böyle." Kafamı çevirip "Biliyor musun "Arap Saçı" en sevdiğim şarkılardan biridir" diyorum. Uzun süren sessizliğin ardından birdenbire böyle birşey söyleyince oda arkadaşım irkilip yüzüme bakıyor. İçimden "Sahi ben ne zaman masama geçtim?" diye düşünüyorum ve anlamsızca yüzüme bakan oda arkadaşımın arkasında kalan pencereye gözüm takılıyor. Yeşermekte olan dallara vuran güneş ışığı gözlerimi alıyor. Müzik yine değişmiş "Aşk Eski Bir Yalan" diyor Kamuran Akkor...

Hiç yorum yok: